10 Yakışıklı Adam

10-yakisikli-adam

 

Bazı adamlar vardır, nereden bakarsanız bakın adamdır. Nasıl toplarsanız, nasıl çıkartırsanız yakışıklıdırlar. Yakışıklı olmaları bedenleri kadar ruhlarından da kaynaklanır. İyi şeylerin peşinden giderler. Güzel sözleri vardır. Kelimeleri israf etmezler. Mühim meselelerin adamlarıdır. İşte o yakışıklı adamlardan yakinen tanıdığım 10 tanesini yazdım. Buyrun okuması da sizden.

10-yakisikli-adam

Yusuf Kaplan

Yusuf Kaplan soyadıyla müsemma zihinleri paramparça eden bir adamdır. Bunu yaparken onda bir kaplan haşinliği değil bir ceylan uysallığı görürsünüz. Ağzından çıkan yıkıcı, sarsıcı, uyarıcı kelimeler o kadar narindir ki en mühim meseleyi bile büyülü bir masalmışçasına dinlersiniz ondan.

Televizyon virüsünü bana bulaştırmaya çalışan, uzun süre çabalayan ama sonunda benden ümidini kesen Yusuf Kaplan tek başına bir ordudur. İstediğiniz kurumu, kuruluşu onun ellerine bırakın, orası en kısa zamanda yetenekli adamlarla dolar, en basit işler bir medeniyet tasavvuru paranteziyle yapılır, ortam birden Sezai Karakoç’un, Necip Fazıl’ın, Ali Şeriati’nin ve batının bilge adamlarının kelimeleriyle dolup taşar.

Başka projelerde jet gibi olsak da, onunla hayalini kurduğumuz, başlayıp bir türlü sonunu getiremediğimiz yayıncılık maceramız bir köşede bizi bekliyor. Umulur ki yakın bir tarihte yakışıklı kitaplar yaparız onunla.

Yusuf Kaplan kalabalık bir caddenin göbeğindeki trafik lambası gibidir. Onun kelimelerinde kırmızı yanıyorsa durmanızda, yeşilde ise son sürat yolculuğunuzu sürdürmenizde fayda vardır. Zihinleri silkeleyen kelimeleri yazmada hafif ama pahada ağır hale getirdiği için memleketimizin en yakışıklı adamlarından olduğu cümle âlemce su götürmez bir gerçektir.

 

Mürsel Sönmez

Mürsel Sönmez’i sevmeden yapamazsınız. İlla da seveceksiniz diye bir kural vardır yakışıklılığın kitabında. Onu dinlerken gözünüzü kapatırsanız binyıllar öncesinden gelmiş bir insanın, dünyanın insan kalbini zedeleyen hiçbir halinden etkilenmemiş olarak konuştuğuna yemin edebilirsiniz. Su nasıl akar, rüzgâr nasıl eser, Mürsel Sönmez de öyle yaşar.

Uzun yıllar önce Jan Devrim’le birlikte ‘hadi Mürsel Sönmez’e gidelim’ diyen dostlara katılarak ilk ziyaretimizi yaptığımızda, otantik bir mekanda, gelen gidenle dostluk ve aşk üzerine konuştuğu büyülü bir atmosfer beklerken gide gide buzdolapları, fırınlar, çamaşır makinaları ile dolu bir dükkana gitmiştik. Ben bir şey alıp çıkacağız diye beklerken meğer Mürsel Sönmez’in ticaretle uğraştığı yere gelmişiz. Lakin Mürsel Sönmez konuşmaya başladığı andan itibaren mekan yine büyülenmiş, boyut yine değişmişti.

Çok sözler söylenmesi gereken adamları az sözle anlatmaya çalışırsanız kelimeler gelir kaleminizin gözünü oyar. Kalemim harap olmadan bitireyim: Mürsel Sönmez samimiyetiyle, içtenliğiyle, rikkatli kalbiyle yakışıklılığın kitabını gönüllere yazmış bir yakışıklı adamdır.

 

Hakan Albayrak

 

Hakan Albayrak’ı tanımlayacak kelimeleri sözlükte bulmakta zorluk çekebilirsiniz, doğrudur. Felaket derecede derdi olan bir adamdır. Zannedersiniz ki 24 saat dert yiyor, dert içiyor bu adam. Çünkü dili ne söylerse dertleri dile getirir, bedeni nerdeyse bir derdin peşinden gitmiştir.

Ferman Karaçam’ın gözü kara Ayrıntı Dergisi projesinde buluştuk onunla ilk. 3-5 sayıdan sonra ortalıktan kayboldu. Ben de derginin grafikeri iken birden genel yayın yönetmeni olmak zorunda kaldım. Geçiş dönemini kotaran Murat Zelan’ın desteğiyle tabi. O zaman anladım ki Hakan Albayrak’ı bir yere bağlayamazsınız. Afrika’da bir dert varsa oraya koşar, Asya’da varsa oraya…

Hiç unutmam, Endülüs dergisi için söz verdiği bir yazıyı almak için bir türlü buluşamayınca, yazdıklarını ankesörlü telefonda o bana okudu, ben de bir sigara kâğıdının arkasına kaydettim ve öyle yayınladık. Böylesine sözünün eri, meydanın yiğididir de aynı zamanda.

Uzun süre kopan iletişimimiz nihayet Kasablanka havaalanında heyecanlı bir kavuşma yaşadı. O yine bir derdin peşinden gelmişti; ben de yazdığım yeni kitap için oradaydım. Şimdi de Kennedy havaalanına her gidişimde etrafıma bakınıyorum ki, bir köşeden çok ama çok yakışıklı bir adam karşıma çıksın, adı da Hakan Albayrak olsun. Bundan ala bir güzellik mi olur?

 

Ahmet Gürbüz

Ahmet Gürbüz’ü pek tanımazsınız. Tek bir nedeni var, o istemediği için. Dese ki ‘şöyle bir ortaya çıkayım, sözlerimi ortaya salayım’, nefesinizi tutup dinlemek zorunda kalırsınız. Nerden biliyorsun diye sormayın, ben öyle yapıyorum çünkü.

Yıllar önce yaptığımız radyo programlarında doğudan, batıdan, edebiyattan, felsefeden yaptığı enfes tespitler ve yorumlar ile dinleyicilerin aklını allak bullak eden Ahmet Gürbüz’ün zihni ise tam tersine durgun bir deniz gibidir.

Okuması iyidir, yazması iyidir, konuşması iyidir, bir de boyacılığı. Üniversiteyle tek teması duvarlarını boyamış olmasıdır ama o üniversitenin tüm hocalarından daha dolu bir zihni vardır. Bu yüzden Ahmet Gürbüz esastan yakışıklı bir adamdır.

 

Murat Menteş

Murat Menteş’i ne zaman aklıma gelse hemen bana ettiği bir dua aklıma geliyor: ‘Beni ikizlerime bir saat önce kavuşturdun, Allah da seni tüm sevdiklerine erken erken kavuştursun.’ Bu harika duanın hikayesi şu: Marmara Fm’deki programıma konuk aldığım Murat Menteş Anadolu yakasında harbiden uzak ve ters bir yerde oturuyordu. Muhtemelen 2-3 aktarma yaparak evine gidecekti. Benim de acil bir işim olmayınca ‘Seni bırakayım biraz da laflayalım abi’ deyip sürmüştük arabayı onun evine. Ben duayı aldığıma, o ikizlerine kavuştuğuna, ikizler de böyle bir yakışıklı babaya sahip olduklarına sevinmişlerdi de herkes mutlu olmuştu

Murat Menteş sade görünüp sade yaşayan, ama sadeliğinde fizik formüllerini kıskandıracak komplike bir hafızayı sırtlanmış adamdır. Yazarken onun kadar çalışkan olan bir ikinci yazar henüz tanımadım. Enteresan fikirleri, uygulanabilir farklı stratejileri vardır. Gerçek Hayat’ta “az zamanda çok iş yaptık” cümlesinin hakkını verdiğini zaten herkes görmüştür.

Ortak planladığımız işler için zaman ve mekân bulamadık bir türlü karşılıklı. Ama Murat Menteş’in sihirli kelimelerini izlemeyi, bol sigara ve çaylı sohbetlerini özlemeyi ve onu resmi duvarlara asılacak kadar yakışıklı bir adam olarak bilmeyi, çok uzaklarda olsam da sürdürmeye devam ediyorum.

 

İbrahim Paşalı

Ne zaman İbrahim Paşalı anılsa aklıma her daim, eski bir binadaki radyoya program yapmaya gittiğimde sabahlara kadar mikrofonda kelimeler tüketmiş bir adamın ufacık bir köşeye kıvrılmış, üzerinde kullanılmaktan harap olmuş bir battaniyeden kafasını çıkarması gelir. Sahnedeki figürlerin pejmürdeliğine bakmayın. İbrahim Paşalı gözlerini açtı mı ortam birden şenlenir, radyo uydularının bile iletemeyeceği müthiş bir enerji odaya dolardı.

İbrahim Paşalı sözün başına geçti mi zannedersiniz ki Alparslan Malazgirt Savaşı’nda hücum konuşmasını yapıyor. Ya da Tarık bin Ziyat gemileri yakmış, eratına ‘işte düşman işte deniz, buyrun bakalım’ der gibidir.

Kelimelerindeki bu cengâverliğe karşın İbrahim Paşalı çok ama çok munis bir adamdır. Sözlerinin sertliği bir yanağınızı acıtıyorsa öbür yanağınızı gelip seven elidir içindeki güzelliği.

Okumayı, yazmayı ve konuşmayı mesele edinmiş, sözlerini sanki dünya fethine çıkmış bir kumandan gibi gür söyleyen, içinde ise sevmekten, şefkatten, merhametten yapılmış bir Çin seddi taşıyan İbrahim Paşalı, Ömer bin Abdülaziz gibi yakışıklı bir adam, hakkaniyetli bir inanan ve hakka karşı boynu kıldan ince bir adamdır.

 

Tarık Tufan

Tarık Turan’ı kesinlikle Rusların en yakışıklı şairi Mayakovski ve Avrupalıların yakışıklısı romancısı Kafka yada Camus ile takas etmem, üstüne beş on tane yazar da verseler…

Genç okurlarımız bilmez, ben de tanımadım kendisini ama bilirim; bir İlhami Çiçek’imiz vardır. İçli bir kalbin sahibiydi. Ağırlığına katlanmadığı kelimelerini alıp erkenden göç eden bu adamla Tarık Tufan’ı çok benzeştiririm ben.

Tarık Tufan içli olmasına olabildiğince içli ama sözünü olabildiğince gür söyleyebilen bir adamdır. Bizim dönemin romantik İslamcı yazarlar kuşağından kendisini çekmiş, meselesi olan adamların arasına geçiş yapmıştır. O yüzden onu boş konuşurken ve boş söylerken göremezsiniz.

Radyo günlerimizde, aynı yayınevinden çıkan kitaplarımızdan dolayı da kitap fuarlarında çok zaman geçirdik onunla. İşte tüm bu zamanların sonunda gördüm ve bildim ki, Tarık Tufan usta kamyoncuların vazgeçmediği 10 numara yağ gibi bizim âlemin vazgeçilmez 10 numara yakışıklı adamıdır. Buna da tüm mühim kelimeler, cümleler, sözler ve İlhami Çiçek’in şiirleri de tanıklık etmektedir.

 

Mevlana İdris

Mevlana İdris adaşı Mevlana’dan sadece ismini değil, eşsiz güzelliklerini de almıştır. Sessiz akan bir su gibidir. Denizine yetişme telaşı gütmez. Bilir ki yoldan sapmazsan, yol elbet seni menzile götürecektir.

28 Şubat döneminde biz de bir şeyler söyleyelim diye hazırladığımız Endülüs’ün bir sayısına çok güzel bir şiir vermişti. Şiir dergide tashihli çıkmış, o da tüm kibarlığıyla haber göndermişti. Onu o zaman çalıştığı belediyede ziyaret edip mevzuyu açtığımda, cebinden düzeltilmiş halini çıkarıp olanca mütevazılığı ile vermişti, biz de yeniden yayınlamıştık. O güzel halini hiç unutmam.

Yüreğinde Anadolu toprağını taşıyan, bereketli gönül yağmurlarında ıslanan, çocuk kalbini asla yaşlandırmayan bu yakışıklı adam için sözü uzatmanın hiç mi hiç gereği yok.

Gelin dergide yayınladığımız o yakışıklı mısralarıyla selam edelim Mevlana İdris’e: “Bin tank / dokuz yüz tank / doksan tank / yedi tank / aldırma çiçek / bu da geçecek!”

 

Halit Ömer Camcı

Nazım Hikmet‘in Abidin Dino’ya söylediği rivayet edilen ‘Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?’ sözünün bir benzerini ‘Bana yakışıklığın resmini çekebilir misin Halit?’ diye sorsam, biliyorum ki, kendi resmini getirip önüme koyacak, ‘buyur sana yakışıklığın resmi’ deyip mevzuyu kapatacak Halit Ömer Camcı.

Hakkıdır da. Eline makinasını alıp Allah’ın güzelliklerinin peşine düşmüş Halit Ömer Camcı, memleketimizin en güzel fotoğraf ustalarından biridir.

Nerden biliyorsun diye soracak olursanız, halen büyük bir çaba ile çıkardığı Gezgin dergisini beraber kurup beraber yürüttük uzun süre. Onun işine olan sevgisi, makinasını bir çocuğu kucaklar gibi taşıması, güzelliklerin peşinde olması takdire şayandır.

Nasıl ki 60’lardan itibaren kültür sanat dünyamızın tüm güzel insanları Ara Güler’in makinası ile ölümsüzleşmişlerdir, bizim camiamızın güzel yüzleri de Halide Ömer Camcı’nın objektifi ile ebediyen yaşamalılar. Örneğin Sezai Karakoç’un böylesine usta ellerce çekilmiş fotoğrafları olsa elimizde güzel olmaz mıydı? Bu sefer ziyaretine gittiğimde bunu üstada teklif edeceğim. Umarım ki kuşağımızın en yakışıklı fotoğraf ustası Halit Ömer Camcı’nın hatırına beni kırmaz.

 

Selçuk Küpçük

Selçuk Küpçük’ün ne kadar yakışıklı olduğunuz bilmeyenlerden misiniz? Kolayı var. Hemen girin internete ve Mona Rosa şiirine yaptığı yüreklere dokunan bestesini bir dinleyin, şıp diye yakışıklı bir adam olduğunu anlayacaksınız.

Ben daha şanslıyım, zira onunla birçok program yaptım, şiir okudum, şarkı söyledim. Sohbet ettim. Gönlünün ve sesinin ne kadar yakışıklı olduğuna bizzat şahitlik ettim. ‘Geldim, gördüm, yendim’ diyen mağrur kumandan gibi algılanmasın durumum ama Selçuk Küpçük’le muhabbet etmek gerçekten de tadından yenmeyecek bir sözlük yemeği gibidir.

Eşsiz, uçsuz bucaksız durgun bir deniz gibidir Selçuk Küpçük, hiç yalpalamaz. Müziği âlemin ritmine ortak olmak için yapar. Söylediklerinde samimidir. Sözlerine notalar kadar imanı da eşlik eder.

Sanatçılığı adamlığı kadar güzeldir. Bir taraftan çile çeker, kâğıda yazdıklarında hep bir başkaldırı, hep bir özgürlük sevdası vardır.

‘Özgürlüğü yazan, yaşayan, söyleyen adamdan daha yakışıklısı yoktur’ diyenlerdenseniz buyurun hep birlikte Selçuk Küpçük’tür diyelim, meseleyi nihayete erdirelim.

 

*

Şimdi bir sürü yakışıklı adam gelip, bizim neyimizi beğenmedin kardeşim derse lafım şu olacak: Burada yazdığım dostlarım kadar yazamadığım çok yakışıklı adamlar da var. Kim bilir bir gün 100 yakışıklı listesi de yaparız. Hoş kendimi hep listenin dışında bırakmak zorunda kalsam da az buçuk benim de uzun saçlarımdan müphem bir yakışıklığım vardır, biline. Şimdi ‘kendini övüyor kerata’ demesinler diye yazamıyorum doğal olarak.

Sözün özü memleketimizde o kadar çok güzel ve yakışıklı adam var ki, (adamlığı cinsiyet olarak kullanmıyorum, adamlardan çok daha adam olan kadınlarımızı da yazacağım yakında) yaz yaz bitmiyor. Bu toprakların tüm hasbi ve harbi adamlarını anarak, saçlarını değil kalbini güzelliklerle jöleleyen bütün yakışıklı adamlara selam olsun.

*

Adem Özbay

16 Şubat 2013, NY

www.ademozbay.com 

 

Bir önceki yazımız olan Aşkın mektubu başlıklı makalemizde aşk mektupları, aşk sözleri ve aşkı anlatan yazılar hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

2 Responses

  1. ALİ MURAT GÜVEN dedi ki:

    Değerli dostum,

    Şahsıma, düşüncelerime ve mesleğimdeki emeklere verdiğin değer için çok teşekkür ederim. Ben de o akşam orada olmanı isterdim doğrusu… Güzel bir söyleşiydi, salonun dörtte üçü doluydu, hem şahsım, hem de katılanlar açısından yararlı bir alışveriş olduğuna inanıyorum. Facebook’ta çok aktif bir profilim var, sevenlerimle orada da görüş alışverişine, haberleşmeye devam ediyorum. Arzu edersen seni de aramızda görmeyi isteriz. Selam ve sevgiyle kal.

    • Adem Özbay dedi ki:

      Sevgili hocam bir sonraki programına zevkle iştirak edeceğim inşallah. Sayfayada hemen dahil oluyorum. Her daim başarılar diliyorum.

      Adem Özbay

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret