Monthly Archives: Eylül 2012

Aynada Sen

 

 

 

 

 

 

 

 

 
ne kadar uzakta olursan ol,
bir rüzgardır senle mesafemiz,
bir yıldızdır geceleri gözlediğimiz,
bir şarkıdır birbirimizden habersiz,

dudağımıza düşürdüğümüz.

bir çiceğin boynu ağrısa güneşe bakmaktan,
bizim kalbimize yaslanır.
bir kuşun kanadı yorulsa ordan oraya uçmaktan,
ellerimizde soluklanır.

her soruya adını yazıyorum cevap niyetine,
yıldızlı peki veriyor aşkın öğretmeni.
uzaktayım, uzaktasın sanma,
seyrediyoruz ya hep birbirimizi aynalarda.

Adem Özbay

Share

Sen Benim Vatanım

sen benim vatanım gibisin,
kara parçam göğsündür, başımı yasladığım,
denizlerim gözlerindir, uçsuz buçaksız açıldığım,
senin toprağında doğdum, sıcak bir bahar sabahıydı,

ne zaman ölsem kucağında yine bahardır ölüm bana.

vatanım gibisin kimliğimde anne baba adımdan sonra senin adın gelir,
doğduğum yerimsim, doğduğum tarihimsin,
bütün savaşları senin için çıkardım,
bütün barışlarda senin ellerini tuttum öyle yumuşadım.

sen benim vatanım gibisin sensiz nereye aitim bilemedim,
öksüz bir kuş gibi dolaştım yeryüzünde,
ülkende huzura erdi huzursuzluğum,
saçlarını bayrak sayıp marşımı okudum her sabah uyandığında.

özgürsem sen benim vatanım gibisin de ondan.
yıldızlara bak dolaşıp duruyor alnının ortasında,
sen benim vatanım gibisin sevgilim,
yürek kadar küçük sonsuz kadar büyük bir ülkede,
vatanım gibi seviyorum seni,
bir yurttaşın gibi.

Adem Özbay

Share

Aşk Bilgisi

 

 

 

 

 

 

 

 
‘ne olursan ol gel’ deyince mevlana,
ne olduğumu bileyim diye,
gittim yunusun kapısına.

‘ilim kendin bilmektir’ deyince,
‘ilim nerde’ diye sordum peygambere,
dedi ‘ilim öğrenmen için gitmelisin gerekirse Çine’.

vardım ‘bana bir harf öğretenin
40 yıl dostu olurum’ diyen aliye,
diz çöktüm fuzulinin rahlesine:
‘aşk imiş her ne var alemde,
ilim bir kiyl-ü kal imiş’ deyince bildim,
aşkı bilen kendini bilirmiş.

Adem Özbay

Share

Aşk Yemini

 

 

 

 

 

 
‘bir daha seversem,
valla eşekle çıkarım minareye” diye
etmiştim bir yemin bir zamanlar.

bir gülüşe bozunca yemini,
kefaret için vardım
hocaefendinin huzuruna kırıp dizimi.

dedim ‘hocam böyleyken böyle,
e eşeklede çıkılmaz minareye,
ne yapmam lazımdır sen söyle’.

dedi hocaefendi hafiften bir tebessümle:
-hiç aşık olmamış birisiyle çıkarsan minareye,
kefaret gerekmez sevmeye.

Adem Özbay

Share

Sen misin?

sen misin,
geldiğinde camıma tıklayan kuş gibi canıma tıklayan.
kapımı açtığımda rüzgar gibi yüzüme dokunan serinlik,
sen misin.

sen misin,
ağladığımda gözyaşlarımı kurulamak için,
beyaz mendilini alıp gelen kardelen çiçeği.

sen misin,
saçlarıma değip geçen,
gökkuşağı gibi rengarenk gülümseyen.

sen misin,
bir çocuğun kanayan dizini öpen anne gibi,
şefkatle öpen beni.

sen misin,
gönlüm seni ararken,
bir ağacın arkasına saklanıveren.

Adem Özbay

Share

Biliyorum Uyuyorsun Şimdi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Biliyorum uyuyorsun şimdi,
Yanağında yastığın izi,
Saçların dağılmış yatağa,
Ayakların isyan etmiş yorgana,
Kocaman bir tebessüm var dudaklarında,
Ben ki binip ayın bir ışığına,

Gelmeliyim hemen yanıbaşına,
Seyretmeliyim seni doyasıya,
Sarıp kollarıma…

Adem Özbay

Share

Öyle Olsun…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Öyle olsun,
Bu şarkı biter bitmez git,
Kapıyı kapatma arkandan,
Gözlerim seninle gelsin.
Öyle olsun,
Bu hayat biter bitmez gelirim yanına,

Mezarımı kapatmasınlar toprakla,
Seni görmeden dalmayayım sonsuz rüyaya.
Adem Özbay
Share

Rahmetlinin de Beyni Vardı!

 

Sokrates bir gün derste öğrencilerine birer beyaz kâğıt dağıtır ve üzerine bir daire çizmelerini ister. Dairenin tam ortasına da bir nokta koymalarını söyler.

-“Büyük mü yoksa küçük mü bir daire çizdiniz?” diye sorar.

Bazıları küçücük bir daire çizerken bazıları tüm kâğıdı doldurmuştur. Ve sonra, Sokrates;

-“Dairenin, tam ortasındaki nokta sizsiniz. Daire ise sizin yaşadığınız hayata koyduğunuz sınırlamayı temsil eder. Siz kendi dünyanızın merkezisiniz. Şimdi daireyi silin. Geriye sadece nokta kaldı. Şimdi sınırı olmayan bir dairenin merkezindesiniz…

 

 

Hiç düşündünüz mü? Sınırlarınız nereden geçiyor? Evinizin ve işinizin geçtiği bir dairenin içinde mi yaşıyorsunuz? Her zaman istekleriniz, arzularınız, emelleriniz sizden ne istiyorsa yaşam çemberiniz onlar mı oluyor?

Hiç etrafınızdaki daireyi silmeyi denediniz mi?

Merkeze özgürlüğünüzü, aklınızı alarak sonsuz bir daire içinde olmaya çalıştınız mı? En azından iyi bir okul kazanmak, iyi bir iş bulmak, iyi bir ev, iyi bir eş bulma çabası kadar, kendinizi özgürleştirme ve aklınızı kullanmaya çalıştınız mı?

Bunun cevabını size yaşam aynanız verecektir. Şöyle bir aynanın karşısına geçin. Ama bedeniniz değil, aklınızı başınıza aldığınız o günden bu güne kadar geçen günleri aynada bir izleyin. Düşünün en son ne zaman kendi özgür iradenizle karar aldınız. Toplumun, beklentilerin, ailenin, etrafının istediği gibi değil de %100 kendi keşiflerinize göre yaşadınız hayatı. Hep başkalarının dedikleri üzere yaşadığımız bir hayatımız oldu.  Her zaman toplumun beklentilerini karşılamak için yaşadık.

Peki nereye kadar böyle yaşayabiliriz?

Harika bir beyin ve harika bir kalbi ne kadar daha atıl, hiçbir işe yaramadan köşede bırakabiliriz. Milyarlarca dolarınız olsaydı onu bir çukurun içine gömüp, orada çürüyüp heba olmasına göz yumabilir miyiz? Peki aynı şeyi bırakalım milyarları, trilyonları versek vermeyeceğimiz beynimiz ve kalbimize yapıyoruz.

Beyin ve kalp

O beyin ki insana düşünmeyi öğretir. Evrenin tüm sırlarına ışık tutar onun azmi. Bugün galaksiler ötesini izleyebiliyorsak, denizlerin binlerce metre altına gidebiliyorsak hepsi aklın biz insanoğluna sunduğu nimetlerden çok azı.

O kalp ki insana sevmeyi öğretir. Onunla severiz, hayatı, kendimizi, dostlarımızı, insanları, evreni, canlıları… Açan bir çiçeğin yaptığı o harika dansı, uçan bir kuşun kanatlarının zarifliğini, doğan güneşin muhteşemliğini hepsini kalbimiz hissettirir bize.

İşte dünyanın bütün zenginliklerine değişmeyeceğiz iki hazinemiz. Ama ikisi de sessiz sedasız bir köşede bekliyor.

Zaman aklımızı ve kalbimizi uyandırma zamanıdır. Hayatımızı ve kendimizi sorgulama zamanıdır. İnançlarımızın sahiciliğini sorgulama zamanıdır. Bizden öncekilerin gelip koca koca kitaplarla beynimizin içini çevirdikleri çöplüğü bir gül bahçesine çevirmek zamanıdır.

Sürüde ayrılanı kurt kapar mı?

Hiç kimsenin, hiçbir ideolojinin, hiçbir inancın, hiçbir yönetimin, hiçbir toplumun bize enjekte ettiği bilgilerle hayatımızı yaşamayacağız. Tüm bilgilerimize en büyük nimetimiz akıl ile kalp ile kendimiz ulaşacağız. Aklın gücü her şeye yeter. Bakmayın siz “Düşünüp te kafayı mı yiyeceksin” diyenlere. Bakmayın siz “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” diyenlere. Sürünün içinde çobanın çaldığı kavalı dinleyerek çürüteceğimiz bir ömürden bin kat daha iyidir kurtla savaşmak.

Şunu unutmayalım, kim etrafındaki daireyi silme cesaretini gösterdiyse dünya onları bu gün gıpta ile yad etmektedir. Edison, Newton, Sokrates, Einstein, Mevlana, Yunus Emre ve daha niceleri sadece başkalarının doğrularını kabul etmedikleri için, kendi akıllarının gösterdikleri yolda yürüdükleri için hem kendilerini değiştirdiler hem de dünyayı.

Galileo herkesin tersine “dünya dönüyor” dediği için bu gün modern bilimin önderlerinden biri oldu. Galileo bunun peşine düşmeseydi kim bilir ne kadar süre sonra bu gerçekleri keşfedebilecektik.

Kendi dünyamızın gerçeklerinin peşinden koşmaya başlamanın zamanı geldi de geliyor bile. Uyanık, dikkatli, maceracı, keşfeden, üreten, birey olabilen, özgür bir insan olmanın zamanı geldi. Elimize savaş değil düşünce baltalarını alıp bilgisizlik, cehalet, kopyacılık, ezbercilik, banenecilik düşmanına saldırmanın zamanı geldi.

Beynini özgürce kullanmayan, düşünmeyen, üretmeyen, sorgulamayan, yenilenmeyen insan yaşamayan insandır. Ben, sen, o, biz, siz, onlar… Her kim aklına sahip çıkmıyorsa, aklının sözünü dinlemiyorsa ve aklını başkalarının emrine amade etmişse, hiç kusura bakmasın, hayatı çoktan sonlanmış, cenaze namazı kılınacak hale gelmiştir. Bize sorulacak şu soruya nasıl olsa ezberimizde var, ne cevap vereceğimizi biliyoruz: – Hakkınızı helal ediyor musunuz?

Biz ediyoruz da imam efendi, bakalım beyni, aklı, kalbi, vicdanı ona hakkını helal ediyor mu? Biz etsek nolur etmesek nolur, insanın en büyük hesabı öncelikle kendisiyle olacaktır.

Kendimizi aklımızla helalleşebilecek hale getirmeliyiz.

Hem de çok acil olarak…

Öncelikli, en öncelikli iş olarak…

Hayatı bir ölü gibi yaşamamanın ilk gününe “merhaba” demeye ne dersiniz?

 

Adem Özbay

ademozbaya@gmail.com

Share

Öyle Olsun

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Öyle olsun,
Bu şarkı biter bitmez git,
Kapıyı kapatma arkandan,
Gözlerim seninle gelsin.
Öyle olsun,
Bu hayat biter bitmez gelirim yanına,
Mezarımı kapatmasınlar toprakla,
Seni görmeden dalmayayım sonsuz rüyaya.

Adem Özbay
Share

Aşkveriş Listesi


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir kilo çay, biraz şeker,
Demlik var evde, su da bulunur elbet,
İçeçeğim dumanı tüten çaydan,
Sezen Aksu’dan şarkılar dinleyerek,

Gideceğim ne zaman biterse son yudumum,
Özledim demek böyle olur mu diyeceksin,
Sensiz çay içmek nasıl oluyorsa,
O da oluyor işte,
Özledim ulan özledim seni böyle.
Adem Özbay

 

 

 

 

Share

Bu Hayat

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu Hayat

Sevgilim,
Yağmur yağabilir,
Kuşlar uçabilir,
Çiçekler açabilir,

Hiç bir fikrim yok ama,
Bu hayat yaşanabilir.
Adem Özbay
Share
Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret