‘Annem ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum.’

albert-camus

Albert Camus’nün Yabancı adlı kitabı bu cümle ile başlar. Romanın başkahramanı hayatta üzülmesi gereken en büyük olaylardan birinde, bu derece kayıtsız kalmayı başarmıştır. Aslında içini bir sıkıntı kaplamıştır ancak bu sıkıntı daha çok annesinin ölümüne üzülmüş gibi davranması gerekeceği içindir.

İşte böyle bir adamla karşı karşıyayızdır. Hayata, topluma ve kendine yabancılaşmış. Her şey onun için aynıdır, birdir. Hiçbir şey hakkında kafa yormak istemez bu adam. Cenaze töreninden sonra şöyle der hatta: ‘‘On iki saat uyuyacağımı düşündüğüm zamanki sevincim.’’

albert-camus-sözleri

“Buna güneş neden oldu”

Başkahramanımız Tanrı’ya inanmadığını söyler romanın sonuna doğru. Bir cinayet işler ve neden adamı öldürdüğü sorulduğunda ‘‘Buna güneş neden oldu’’ der. İlginçtir bence. Sanki Tanrı’yı suçlar. İşte cinayet işlenirken Albert Camus’nün kurduğu inanılmaz derecedeki sahnenin bir kısmı şöyle anlatılır başkahraman tarafından:

‘‘Güneşin ateşi yanaklarıma yayılıyordu. Kaşlarımda ter tanelerinin biriktiğini hissettim. Güneş tıpkı annemi toprağa verdiğim günkü güneşti. Artık bu yanmaya dayanamadım, ileriye doğru bir adım attım. Bir adım atmakla güneşten kaçamayacağımı biliyordum. Ama ileriye doğru yalnız bir tek adım attım…’’

Sanırım demek istediğim anlaşılmıştır. Bir yerde şöyle bir şey okumuştum: ‘‘Işık gözüme batıyor.’’ Başkahraman sanki hakikatin farkındadır, ama ondan rahatsızdır. Her şeyin sorumlusunun o olduğunu düşünmektedir.

 

albert-camus-kimdir

Ölümle başa çıkma çabası

Her şey güzeldir ancak ölüm… İşte orada duruyor Albert Camus. Bunun bir haksızlık olduğunu düşünüyor. Milyarda bir bile olsa ölümün ihtimal dışı kaldığı bir durum istiyor. Hayatta her şeyin başka bir olasılığı var ama ölümün yok diyor kısaca. Neden diye soruyor. Ve kendine göre bir uyumsuzluk/saçmalık felsefesiyle hayatı anlamlı kılmaya çalışıyor.(Albert Camus’nün Sisifos Söyleni adlı kitabından çıkarımla söylenmiştir bu yargılar.) Bakın Albert Camus bir yazısında ne diyor: ‘‘ Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimizde bile anlamlı bir şey söylemiş oluyoruz. Dünyanın hiçbir anlamı yoktur demek, her çeşit değer yargısından sıyrılmakla olur. Umutsuz edebiyat yoktur. Çünkü edebiyat olan her yerde umut vardır.’’

Bu uzamda tekrar kitabımıza dönecek olursak ikinci bölümde bir mahkeme ve idam süreci vardır. Tıpkı Franz Kafka’nın Dava’sında, Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’inde olduğu gibi… Albert Camus’nün Franz Kafka’ya hayranlığını ve ondan etkilediğini biliyoruz. Dostoyevski’den de etkilenmiştir bence ama Karamazov Kardeşler’in bitişinin uyumsuzluk felsefesine uymadığını da belirttiğini vurgulayalım. Ki bunda haklıdır.

Varoluşçuluk çıkmazı

Her neyse Yabancı’da mahkeme ve idam süreci farklı bağlamlarda ele alınabilir. Mesela başkahraman işlediği cinayetten ziyade sadece onu ilgilendirecek, dünya görüşü ile ilgili sorulara muhatap kalır. Bu yönüyle toplum zihniyetiyle kahramanın yalnızlığını çatıştırır Albert Camus. Başka bir tarafta da başkahramanın idamdan kurtulmak için umut beslemesi, sonra idam kararı karşısında kendine bir çıkış yolu bulması… Ve idamdan önce rahiple yaşadığı diyaloglar… Bunlar bize gösteriyor ki roman birbiriyle bağlantılı ama aynı zamanda farklılıkları da olan temeller üzerine kurulmuş.

Sanırım kitapta geçen şu ifadeyle yazıya nokta koyup, Albert Camus’yü yine kendi cümlesiyle vurmak mümkün sanırım:

‘‘Her şey doğru ama hiçbir şey doğru değil.’’

*

Tevfik Emre Akın / kültürgündemi

Bir önceki yazımız olan Şiirlerimle konuş, kalbinle konuş.. başlıklı makalemizde Anne Sexton hakkında, Anne Sexton kimdir ve Anne Sexton mektup hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret