Gittin, hiçbir güzelliği kalmadı yaşamanın…

gittin

Gittin, hiçbir güzelliği kalmadı yaşamanın.

Gittin; göç yolunda sürüsünü kaybeden bir ceylan yavrusu gibi kalakaldım dünyanın tenhasında. Çöl sıcağında bir kum tepeceğinde yapayalnız kalmış bir menekşe, sonsuz gözüken okyanusta bir tahta parçasına tutunmuş kazazede bir çocuk gibi sonum aşikar bir halde bekliyorum ömrümün nihayetini. Giderken götürdüğün tüm yıldızları her gece gökyüzünde ararken, son nefesini vermek için çırpınan bir gladyatörün uzaktaki evini hasretle özlemesi gibi özlüyorum seni. Evini, karısını, kızını ve özgürlüğü.

Gittin; hüzünlü bir şarkıya nakarat olarak hapsedilmiş nefesimle, her söylenen ayrılık şarkısında demir taraklarla etlerim kemiklerimden sıyrılmakta. Ne kadar inlesem ne kadar feryat etsem kimse dönüp bakmıyor kalabalıklarda. Kentin tüm ıssız kaldırımlarını vatan edinsem yanımda sabahlayacak ne bir ayyaş, ne bir evsiz, ne bir tinerci var. Hepsi karanlık çöktüğünde şehre gözlerini kapatıp uykuya dalarken, benim gözkapaklarıma takılan oltanın iğnesi gözbebeğimdeki son resmini yakalayıp götürmek için bıkmadan usanmadan peşimden dolaşmakta.

Sen giderken kalbimin en derinindeki yaşam ışığının da gittiğini bilemeden yol aldığın o yollar şimdi takadı kalmamış bir adamın zindanlardan zindanlara sürüklendiği bir pusula oldu. Ne zindan dindiriyor hasretimi ne ilaç oluyor karanlık evimi aydınlatan günışığı.

Gittin ve gitmem gerektiğini bildim. Sensiz bu yerden, seni unutturamayan yeryüzünden, hiçbir hatıranı zamanın nisyanından kurtaramayan bu saatin tiktaklarından gitmem gerek. Bağışlanmayı dileyemeyecek kadar suçlu bir isyan mahkumu gibi artık idam sehpasında son sözlerimi söyleyip, ayağımın altında durdukça bana acı veren bu sandalyeden, bedenimi lime lime edecek bir uçuruma atlar gibi bırakmalıyım kendimi hayatın boşluğuna. Ömür boyunca sürecek bir cançekişmeyle yaşayıp, ölürken seni fısıldamalıyım ölüm meleklerine. Seni ve seni ne kadar çok sevdiğimi.

Artık başıboş kalmışlığımla bu dünyanın ortasında bütün kelimelerini yitirmiş bir bahtsız olarak, yaşamak bir sensiz kelimeler sözlüğü bıraktı bana. Adı masa olduğu halde açıklaması dört ayaklı nesne değil, seninle yediğimiz yemeklerin sunucusu. Yada ayakkabı parlatıcı, ayakkabılarımızı silen nesne değil, seninle ortak kullandığımız ve ayakkabılarımızı parlatan. İşte böyle hayatımda ne varsa, senden kalanlardan. Elimde avucumda taşıdığım tek şey hatrım kalmamış bir kalpte en azından affedilmeyi umman bir adamın dünya yükü. Öylesine yorgun kılan beni. Öylesine uzak tutan senden beni.

Kaybettim. Ömrümü kaybettim. Kalbimin ümitle atışını kaybettim. Yaralarımın kanını durdurtacak tüm merhemlerimi kaybettim. Seni kaybettim. Daha ne olsun. Daha hangi kayıp bundan daha çok acı verir bana. Hangi kaybın değeri çoktur bundan fazla. Kayıp bir sevgili olduğunda sen, ben çoktan sözlüğünden rastgele 3-5 kelimenin boynuma attığı yağlı urganda yitip gitmiştim… Çoktan…

 

Adem Özbay

www.ademozbay.com

Bir önceki yazımız olan Günün yazarı: Niyazi Fırat Eres başlıklı makalemizde nasrettin fıkraları ne söylemek ister, nasrettin hoca bilgelik ve nasrettin hoca fıkralarında bilgelik hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret