Günün şiiri: Amenna

sevgililer-günü-mesajlar

Yalnızdı. Yüreğinde bin bir duygular depreşip duruyordu. Yürüdü. Beşir oldum olası yürümeyi, yürürken düşünmeyi, düşler içinde olmayı severdi. Şehrin ortasında bir parka girip bir kanepeye oturdu. Kanepeye sırtını bir iyice yaslayıp lacivert gökyüzüne uzun uzun bakıp dalıp gitti. 

Yanına, yanı başına yine düşlerinde Yasemin geldi. Usulca yaklaşıverdi ve “Öyle dur. İşte öyle. Yıldızlara, sadece yıldızlara ve samanyoluna  bak. Gökyüzüne  bakarak yüreğin genişlesin. Salt zihninin akışını izle. Yeşil, dümdüz bir ovada, zihninin tıpkı bir ırmak gibi, kıvrım kıvrım akışını izle. Akışa odaklan. Şimdi o güzel yüreğini kıyılara vuran dalgaların avuçlarına bırak. Hadi ben de sana katılıyorum. Birlikte yan yana iki ırmak gibi,  büyük, kocaman denizlere doğru akalım. Zaten sana da böyle büyük olmak yaraşır. Nolur? Öyle küçük gölcüklere takılıp kalma. Hep ama hep aşk için vuran yüreğini gökler kadar geniş tut. İşte tam zamanı. Evet tam zamanı..Hadi artık şöyle bir ayaklarımızı yerden kesecek, bizi alıp toz-pembe bulutlar üzerinde  uçuracak, içli bir şiir oku. İçli ve oylumlu olsun..Uçalım! Birbirimize firdevs  olup gönenelim.. Öyle evet, işte öyle dur ve oku. Aman bozma konumunu.. Tamam. Başla artık, şöyle, gözlerimi bi güzel yumup bütün bir yüreğimle, seni, yalnız seni dinleyeceğim…

Beşir, bir güzel soluklanıp gecede gökyüzüne bakarak,

 

 

“Ben var ya…

Ben, bu asumanda, bu raks edip duran acunda,

Öyle bungun, öyle boğuntulu yapa yalnızlıklarda,

Yani o bilinmezliklerin  ıssızlığında,

Dönüp giden gecelerde,

En gizil, gizlerle boğuşup durdum,

Boğuşup durdum ve yılmadım.

Yılmadım, üstelik ağrıyıp sancılanan yanlarıma,

Hep bir bu kopkoyu yalnızlıkları,

Bu kopkoyu yalnızlıkları  sürüp sürüp onunla avundum.

 

Bilirim ki,

Bilirim ki bu şehirde,

Baharların gelişlerini,

En çok kuşların, mor menekşelerin,

Ve birde, şuh yani can yakıcı kadınların,

O örtü tutmayan yanlarından görüp anlarım.

 

Bak şimdi, bir iyice bak,

Yanı başlarımızda, bir bir canlar gitmekte,

Canlar gitmekte, soyut darağaçlarında.

Bir koca ömrün pişmanlıklarını,

Biriktirip biriktirip yüreklerde,

Yüreklerde bir bir canlar gitmekte.

 

Hele birde şu dev güneş yoksunu binalar yok mu?

Yani  şu koca, gri, solgun, soğuk beton yığınları.

Dönüp giden gecelerde,

Söneyazan tek tük yıldızlarla,

Tek-tük yıldızlarla, sönüp giden,

En çok topraktan uzak,

Ve en çok toprağa aykırı.

 

 

Ben var ya.

Bir baştan bir başa dolaşırken bu şehri,

İnceden inceye eriyip gidiyor,

Gizil gizil çekilip çekilip gidiyor,

Sevginin o en coşkulu ırmakları,

“Tutarak aşkın, en riyalı, en kalleş geçitlerini”

Koca, güngörmüş bir ağacın can suyunun,

Tıpkı, öyle yavaş yavaş çekilip kuruması gibi,

Çekilip kuruması gibi,

Çekilip kuruması gibi alıp başını gidiyor…”

 

diye okuyup bitirdi.

Yasemin oldukça coşkulu “Çok güzel. Çook! Şiir olmadan nasıl yaşanır ki..Beden ve su..Ruh ve şiir..Onun için ne yapıp edip bu kuruyup öleyazan gönülleri, en güzel  şiir aşılarıyla  aşılamak gerek. Evet şiir aşılarıyla.. Bu kurumağa yüz tutmuş gönüller, bu ıpıssız yürekler, başka nasıl gömgök dirilişlere durur? Ama şiir de zorla okutulamaz ki..

*

Ekmel Ali Okur

www.ademozbay.com

Bir önceki yazımız olan Wonder Cabinet / by Tina Chang başlıklı makalemizde ingilizce şiirler, Tina Chang poem ve Tina Chang poet hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret