Günün yazarı: Elif Atlı

taksim-gosterileri

Gezi olayları, eylemler, protestolar, iktidardan cevaplar derken günler geçti. Bu konuyla ilgili bir çok yazı ve yorum okuduk. Bu gün ise sıra Elif Atlı’nın yazısında. Bence bir göz atalım derim:

 

RESMİN BÜTÜNÜNÜ GÖRMEK

BİRLEŞMEK İÇİN DENDİ; ACABA ÇOK MU YALNIZIZ ya da DEĞERSİZ Mİ HİSSEDİYORUZ?

Kişi kendini anlamlı, değerli bulmadığı bir iş ya da durumda, ortamda ya mutsuz hissedecektir ya da ona hiç iştirak etmeyecektir. Ama eğer katılıyorsa ve bunu yoğun duygularla yapıyorsa; işte orada yaşanmamış ya da eksik kalmış, azalmış bir şeyin kendini tamamlamak için; vücut ve ruh bütünlüğünü koruyup bir sonra ki yaradılış evresine geçebilmesi için, o güçlü duygunun harekete geçtiğini anlarız. Çok acıktığınız bir anınızı düşünün, iştahla, ısrarla yemek yeme ihtiyacı duyduğunuzu biliyorsunuz; hatta öyle anlarda çoğunuzun bunu sık sık dile getirdiğine de eminim. Bir türlü yiyemediğiniz ya da tam olarak karnınızın doymadığı anları hatırlayın. Bu açlıkla bir süre sonra gerginlik yaşamamız, hatta öfkelenmemiz de normal öyle değil mi? Daha da vahim bir üst senaryoya taşırsak’ ki bu da gerçek bir sonuçtur; o açlığı tatmin etmek için saldıracak, dağıtıp parçalayacaktır. Hele birileri ona engel olmaya çalışırsa!!!
İşte şu günlerde üzülerek içinde olduğumuz süreçte ki patlamanın ana kaynağı da toplumu oluşturan bireylerin bir nevi, manevi açlığı ve gıdalarının ellerinden alınma endişesine olan tepkisidir. Sadece siyasi, fikri ya da ekonomik bağları olmayan bu sesleniş’ki; komploları saymıyorum; kendi özel dünyalarında, hayatlarında birikmiş sorunları da dile getirerek, toplumun doğal terapisi olma konumundadır. Yalnız, burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır, direnen şeyler genelde sert ve kırılgan olur. Direnç, direnç yaratır; bu yüzden aslında‘’sesleniş’’olduğunu farketmeliyiz!
Sesleniş bir anlamda, toplumsal bir terapidir aslında. Birbirinden gerek kendi hayatlarında ki güncel, ekonomik ya da özel sorunlarından bunalmış halkın, oradan buradan gelen birçok dış etkenleri de sayarsak; yorulup önce birbirinden uzaklaşarak inançsızlaştırılarak yalnızlaştıırlmasının, sonra amaçsızlaştırılmasının, daha sonra da bu yalnızlık, amaçsızlık ve sıkıntılar arasında sıkışıp patlamasının resmidir sesleniş. Halk kendi hayatlarında ki dış etkenlerle de beslenen sıkıntı ve amaçsızlıklarından bunalıp, ortak bir nefes alanı olarak ülke için birşeyler yapma gayesinde buluşurken; bir yandan da kendi hayatlarında ki inanç, anlam ve değer duygusu boşluğunu, daha önce hiç görmediği; ama bunu aynı duygularda birleştiren insanlarla tamamlamakta, bir nevi yaralarını sarmaktadır. Tüm bu insanları bir araya getiren, harekete geçiren şey, ne bir söz ne tutum, ne de yasal düzenin ifadeleridir görünürde onlar olsa da; tüm bu olup bitenler karşısında değersizlik duygusuna kapılan bireylerin, kendi hayatlarıyla harmanladıkları ”ortak hisler” ve ”duygulardır”. Ortak anlam ve değer duygusunun eksikliğini taşıyan insanların, birbirinin duygularıyla sözlü-sözsüz iletişime girerek, zaman geçirerek iyileştirmesinin adıdır Sesleniş dedikleri.
Temeli kendi geçmişlerine ve sosyal düzenlerine dayanan duygularını ; sosyal, siyasi ve ekonomik düzenler de bir nebze olsun besleyerek üzerine binerken; bir yandan çekiştirilip, bir yandan yaşama gayesiyle, hayatları çalışma, uyma, almadan verme mecburiyetine amaçsızca sıkışmış, sıkıştıkça güveni, inancı azalmış; azaldıkça vermeyi bırakıp kendi kabuğuna çekilip yalnızlaşmış toplumun” kendi içinde artan baskıya” ”yeter!” diyip kendini ifade ederek, tüm kaybolmaya yüz tutmuş değerlerini belki de kazanma gayesi için dile gelmesidir sesleniş. İlk çıkan kelimeler ağızlarından bu yüzden: ”baskıya hayır!” olmuştur.
Sesleniş sadece tepkiyi değil, o tepkiyle neyi anlatmak istediğini gösterir. Toplumun içinde, eksilmiş ya da eksiltilmiş değerlerinin, anlamlarının kendi hayatlarında bütünlükten kopuşu; yani azalan değer ve değer duygularıyla, artan yalnızlıklarlarını gösterir.

Aslında ne tamamen siyasi, ne de fikri. ”Sahip Çık” tepkisiyle direnen halk, kendine, değerlerine, kimliğine; hayatında git gide çoğalan yalnızlığına, kopan ilişkilerine, işine, eşine… Kısacası hayatında ki herşeye, tüm onları saran ve bağlayan, hepsini anlamlı kılacak ”bütünlük” duygusuna, ülkesini de birleştirip sahip çıkmaya çalışıyor aslında biraz da.
Bırakın insanlar içlerindekini döksün, bırakın birleşsin! Bütün toplumlar birleşen karıncalardan korkar. Ama bu terapi ve getirisiyle olan birleşmeyİ; eğer birey önce kendinin daha çok farkına varırsa, kendi anlam bütünlüğünü sağlarsa şiddetle müdehale edilmeksizin; emin ol günü geldiğinde devleti de onlar koruyacaktır. Çünkü ancak; özgür bireyler inançlı olabilir ve toplumu yalnız olmaktan, amaçsızlıktan kurtarır. Çünkü onlar inançlı olmayı ve oyunlara gelmeden ayakta durmayı, birbirini sararak başaracaktır. Eğer bu toplum, bu duygular şiddetle bastırılırsa, daha da değeriz hissederse kendini, üstüne BİZİ ÇOK SEVEN, İYİ NİYETLİ BİRÇOK ÜLKENİN hiçte yadsınmayacak MASUMANE ÇIKARLARI doğrultusunda yönlendirmeleri binerse’ ki VAR, ne halk iyileşir ne devlet. Çünkü kendini ifade edebilmek, değerli olduğunu görmek toplum kadar Devletin de yaralarını saracaktır. Ama lütfen ve de lütfen!!! MEYDANLARDA BASKIYA DİRENİŞİ SERGİLERKEN, ÖZGÜR KALMASINI İSTEDİĞİNİZ ÜLKENİZ İÇİN; ÖNCE KENDİ ZİHİNLERİNİZİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KURTARIN, GEÇMİŞ YARALARDAN, KOPMUŞ, ACITAN AİLE TRAVMALARINDAN, AMAÇSIZ, İNANÇSIZ YOLLARDAN; DUYGUSAL KÖKENLİ HER TÜR BAĞIMLILIKTAN… ÖNCE SİZ ÖZGÜR OLUN, TOPLUM DA ÖZGÜRLEŞECEKTİR, HEM DE KİMSENİN YAĞINA EKMEK SÜRMEDEN. Çünkü ancak, kendi duygusal boşluk, arayış, bağımlılık…’larından kurtulmuş, özgür bireyler, yalnız bir toplum olmaktan kurtulur.
İnanç ve değerlerinize sarılmak ve bunun ne olacağını seçmek size bağlı. İster bağımlılıklarınızla, ister geçmişte oluşmuş yargı ve kararlarınızla ya da fikirlerle besleyin dünyanızı; özgürleşmek istiyorsanız, manevi dünyanızı büyütmeniz ve güzelleştirmeniz gerekir; otlardan ayırmanız şart! 
Hak ve Hak’tan olanı bilipte yaşayanın, bilmeyene ya da yaşamayana göstermesi vazifesidir; ancak karşında ki bunu almak isterse destek olunur. Ötesi kimse kimseyi zorlayamaz, bu suça teşvik olur ve toplum yalnız, suçlu olmaya mahkum kalır.
Karar sizin, yalnız mısınız? Yoksa sizi şevkatle yaratmış sonsuz güzellikte bir Yaratıcı’nın varlığına bırakıp canınızı yakan,sizi yalnızlaştıran herşeyi; huzurunuzu ve dahi özgürlüğünüzü mü keşfetmek mi istiyorsunuz?
Dilerim her iki şekilde de kendinizle, geçmişle barışır; huzuru ve kendinizi bulursunuz. Dilerim neden bu dünyada var olduğunuzu anlar, sizi saran sonsuz sevgiyi ”Yaratan’ dan ötürü’’ diyerek hissedersiniz! İçinizin ‘’seslenişini’’ dinleyin; ‘’Yaratandan ötürü’’.

Elif Atlı

atlielif@gmail.com

*

www.ademozbay.com

Elif ATLI

Bir önceki yazımız olan Sözlüklerde Olmayan Kelimelerle Geliyorum Sana başlıklı makalemizde adem özbay yazılar, edebiyat yazıları ve hayat ve aşk hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret