Günün yazarı: İncilay Özdemir

incilay-ozdemir

İncilay Özdemir’i “Aşkın Ötesine Açılan Kapı” kitabıyla çok dikkatli izlemeye başladım. Daha önce çocuk edebiyatı üzerine ürünler veren Özdemir, hayat arkadaşı Oğuz Gözen’le birlikte yaşadıkları bir hastane macerasını anlattığı romanında gerçekten çok başarılıydı. İncilay Özdemir şimdi de söyleşi tadındaki denemelerini kitaplaştırıyor. Bence çok da iyi ediyor. Akıcı ve doğal üslubu ile denemeseverler tarafından ilgiyle karşılanacağına eminim. Gelin tadımlık olarak bir yazısını hep beraber okuyalım.

incilay-ozdemir

AŞK  ÜZERİNE

Bazı insanlar vardır, aşka inanmazlar. Böyle bir duygu olsa bile, hastalıklıdır onlar için. Ruhu ve bedeni esir alan aşkın, mikrop gibi insanı kemiren, yok edici bir özelliği olduğunu düşünürler. Evet, aşkın gözü kördür. İnsanda muhakeme gücü bırakmaz. Bu durumda aşık, hiç bir hesap kitap yapmadan, sebep sonuç aramadan karşı tarafa bağlanabilir.

Aşık insanın beyninde salgılanan serotonin seviyesi, bir kişilik bozukluğu  olan, saplantılı (Obsesif kompülsif bozukluğu) bulunan kişilerin seviyesiyle aynıymış.

Yine yapılan araştırmalarda, aşıkların ve bağımlıların beyninin  depomin salgıladığı ortaya çıkmış. Bu da motivasyonu ve hedefe yönelik konsantrasyonu arttırıyormuş. Demek ki, bilimsel olarak da, insan üzerindeki etkisi kanıtlanmış.

Aşkı ister zararlı, hastalıklı, ister faydalı, insanı yücelten erdemli bir duygu olarak ele alalım, onun varlığını inkâr edemeyiz. Yalnız, herkes onu kendi algılayışına göre, kendi gerçekliğinde, farklı olarak yaşıyor. Aşka inanmadığımızı söylesek de, bize, farklı formlara girerek görünüyor.

Kimisi bedensellikte arıyor onu. O zaman, para, mal, mülk, mevki, ihtiras, şehvet olarak surete bürünüyor aşk…

Kimisi ruhsal boyutta yaşıyor aşkı. Kadınına, erkeğine, çocuğuna, beslediği hayvanına tapacak kadar adıyor kendini. Bir başkası, tasavvuf yoluna giriyor ve ölmeden önce Allah’ına kavuşuyor, ona aşık oluyor. Önemli olan, bu duyguyu, doğru şekilde yönlendirebilmek. Aksi, insanı felâkete de sürükleyebiliyor…

Aşkın tanımı, ünlü filozof Sokrates’e  göre ise şöyle:

“Aşk, insan ruhunun ilahi güzelliğe duyduğu açlıktır. Aşk, yalnız güzelliği bulmaya değil, aynı zamanda onu yaratmaya ve devam ettirmeye iştahlıdır. Fani vücutta, ebediyetin tohumlarını yetiştirmeye iştahlıdır. Bunun için, iki cins birbirini  sevmektedir. Kendilerini tekrar yüceltmek ve böylece zamanı ebediyete kadar uzatmak isterler. Bunun için, yetişkinler,  çocuklarını severler. Sevişen ana babanın ruhları, yalnızca çocuklar vücuda getirmez. Bunlar aynı zamanda, ebedi güzellik arzusunun arayışlarını ve haleflerini vücuda getirirler.”

Bizler, aşkı inkâr ederek, ondan kaçamayız. Ondan kaçmak, karanlıklarda kalıp yönünü bulamayan, uçuruma yuvarlanan bir şaşkının haline benzer. Ancak onun ışığı yolumuzu aydınlatabilir.

Aşkla evreni okuyamazsak, onu anlamlandıramazsak, yalnızlık ve terkedilmişlik duygularını yaşamaya mahkûmuzdur…

Yaşam, biz inandığımız sürece diridir. Ve biz, aşksız, boşluk içinde yuvarlanırız…

*

İncilay Özdemir yazdı

*

www.ademozbay.com

Bir önceki yazımız olan Artık beni arama ve unut gitsin... başlıklı makalemizde aşk üzerine, ayrılık yazısı ve ekmel ali okur hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret