Hazif Sanatı’nı Bilir misiniz?

hazif-sanati

Daha önce bir kaç yerde duyduğum hazif sanatını, takip ettiğim bir Facebook sayfasında paylaşılan bir link sayesinde daha geniş  öğrenme imkanım oldu. Bunu sizle de paylaşayım istedim. Kazım Yetiş tarafından hazırlanan bu yazı www.eskieserler.com adresinde yayınlanmış. Gelin hep birlikte bu harika yazıyı okuyalım.

Hazif  Sanatı: (Bazı Harfleri Kullanmadan Gerçekleştirilen Söz Sanatı)

Sözlükte “atmak, düşürmek, çıkarmak bir şeyin bir tarafını kesip atmak” anlamlarına gelen hazif (hazf) kelimesi, bedî’ ilminde belli harfleri kullanmadan söz söyleme sanatını ifade eder.

Hazif, atılan harflerin noktalı veya noktasız olmasına bitişik veya ayrı yazılmasına göre çeşitli kısımlara ayrılır. Meselâ bir cümlede yer alan kelimeler ya tamamen bitişik veya tamamen ayrı yazılan harflerden oluşur; bazen bu kelimelerin hepsi noktalı veya noktasız olur. Ayrıca cümleyi teşkil eden kelimelerin biri bitişik, diğeri ayrı yazılan harflerden; biri noktalı, diğeri noktasızlardan meydana gelir.

Bu anlayış şiirde bir mısrada noktalı, ötekinde noktasız harflerin yer alması şeklinde görüldüğü gibi, bazan da cümlenin veya beytin ta­mamı sadece üstten veya alttan noktalı olan harflerden oluşur. Bu arada bazı harflere hiç yer verilmeyebilir.

Başta Harîrî’nin el-Makâmât’ı olmak üzere. Hz. Peygamberi öven “bedîiyyât” adı verilen kasidelerin şerhleriyle bazı be­lagat kitaplarının bedî’ bölümlerinde ve bedî’ ilmine dair yazılan müstakil eserler­de hazif sanatı ve türleriyle ilgili bilgi ve örnekler bulunmaktadır.

İbn Ma’sûmEnvârü’r-rebî’ bi-envâ’i’l-bedî’ adlı ese­rinde (IV, 176) hazfi bir sanat olarak ilk ortaya koyan kişinin Mi’yârü’n-nüzzâr müellifi İzzeddin ez-Zencânî (ö. 655/1257 |?|) olduğunu söylüyorsa da Zencânî’den yaklaşık bir asır önce Reşîdüddin Vatvât (ö. 573/1177)Hadâ’iku’s-sihr’ inde (s. 63 67) ve daha sonra Fahreddin er-Râzî (ö.606/1209) Nihâyetü’l-îcâz’ında (s. 113-116, 122) hazfin tanımını yapmış ve birçok türünü örnekleriyle açıklamıştır.

Râzî hazfı lafza güzellik veren, harflerin yazılış güzelliğiyle (hat) ilgili sanatlardan sayar.

Sa’deddin et-Teftâzânî’ye göre laf­zı sanatlarda güzelliğin aslı, mânanın laf­za değil lafzın mânaya tekellüfsüz ve ta­bii bir şekilde tâbi olmasıdır. Bu sebeple Teftâzânî, tekellüf ve sunîlikten uzak ol­mayan lâfzî sanatı sanat olarak kabul et­mediği gibi lafzın yazısını süslemeye yö­nelik hazif ve onun çeşitleri sayılabilecek muvassal, mukatta’, raktâ’ ve hayfâ gibi türleri de edebî sanat olarak görmez (el-Mutavvel ‘ale’t-Telhîşs. 460-461).

 

Hazif sanatının en eski örnekleri Hz. Ali’ye kadar uzanmaktadır. Onun bulun­duğu bir mecliste elif harfinin Arapça’da çok kullanıldığından söz edilmiş, bunun üzerine Hz. Ali, içinde elif harfi geçme­yen irticâlî bir konuşma yapmıştır. Hz. Ali’nin bu konuşması “hutbe-i mûnika” adıyla meşhurdur (Müeyyed el-Alevî, III, 175; Safiyyüddin el-Hillî, s. 276).

Mu’tezile’nin fesahatiyle ünlü kurucusu Vâsıl’ b. Atâ’nın. Irak Valisi Abdullah b. Ömer b.Abdülazîz’in huzurunda ve birçok ünlü hatibin katıldığı bir mecliste irticalen oku­duğu “râ”sız hutbesi de hazif sanatı ko­nusunda meşhur örneklerdendir (bu hut­be için bk. Şîrâzî. I. 174-177).

Râ harfini telaffuz edemeyen Vâsıl’ın bütün konuş­ma ve hitabelerinde bu harfi ustalıkla atabilmesi (Câhiz, 1, 14; Ebü’l-Ferecel-İsfahânî, III, 146; Fahreddin er-Râzî. s. 122) Arap edebiyatında darbımesel haline gel­miştir. Bu hutbesi sebebiyle Vâsıl b. Atâ’ya övgüler yağdıran Beşşâr b. Bürd’ün şi­irlerinde de işaret edildiği gibi (Câhiz. 1, 21-22. 206-208; İbn Hallikân, III, 219) haz­fin sanat olmasının temel şartı külfetsiz bir şekilde yapılabilmesidir.

Hazif edibin ifadeye hâkimiyetini, söz dağarcığının zenginliğini, önceden belirlenmiş sınırla­malar içinde bile rahatlıkla meramını dile getirmedeki gücünü göstermesi bakı­mından bediî bir sanat sayılmıştır.

Vezir ve edip Sâhib b. Abbâd’ın, elif harfi kullanmadan söylediği Ehl-i beyt’in methine dair yetmiş beyitlik kasidesiyle Ebü’l-Hasan Ali b. Hüseyin el-Hemedânî’nin “vav”sız kasidesihazfin en güzel örneklerindendir.

Harîrî’nin el-Makâmatında hazfin çok çeşitli misalleri bu­lmaktadır.

 hazif-sanati-örnekleri

Hazfin başlıca türleri şunlardır:

1. Noktalı veya noktasız harflerin kullanılmasına göre hazif çeşitleri. Sadece noktasız harflerin yer aldığı ifadelere “mühmele” (âtıle) adı verilmiştir. Safiyyüddin el-Hillî’nin Bed’iyye’sinde hazif sanatına örnek olarak gösterdiği beyit mühmeldir (Şerhu’l-Kâfiyeti’l-bed’iyyes. 276).

İbn Hicce el-Hamevî ile Âişe el-Bâûniyye‘nin bedîiyyelerindeki örnek beyitler ise sadece üstten noktalı harflerden oluşmaktadır (Hizânetü’l-edeb, s.439).

Harîrî’nin el-Makâmât‘ında geçen
ve beytiyle başlayan manzumesi kasîde-i mühmeleye bir örnektir.  Yine Harîrî’nin
eserinde (28. Makâme) yer alan iki hutbe hutbe-i mühmelenin meşhur örneklerindendir.

Safiyyüddin el-Hillî’nin, Mısır’dan ayrılmak için Memlûk Sultanı Muhammed b. Kalavun’dan izin istemek üzere yazdığı er-Risâletü’l-mühmele‘sı ve kâtip Muhammed İbnü’l-Bârizî’nin er-Risâletü’l-‘âtıle’si ile İbn Hicce’nin buna yazmış olduğu et-Takrîzü’l-‘atıl’ı (a.g.e., s.440) hazfın nesirden örnekleri arasında yer alır.

Sadece noktalı harflerin kullanıldığı ifadelere “menküta” (mu’ceme) adı verilmiştir.

Harîrî’nin beytiyle başlayan kasi­desi bunun meşhur örneklerindendir (el-Makâmât, s. 370). Kelimelerinin bir harfi noktalı, diğeri noktasız olarak tertip edil­miş nazım ve nesir örnekleri de bir nevi hazif sayılır. Buna “raktâ” veya “erkat” adı verilir (Reşîdüddin Vatvât, s. 166; Fah­reddin er-Râzî, s. 115; Abdülganî en-Nablusî, s. 255; Abdünnâfi İffet Efendi, II, 216).

Harîrî’nin el-Makamât’ında ifadeleriyle baş­layan metinleri bu şekilde düzenlenmiş­tir. Kelimelerinden biri tamamen noktalı, diğeri de noktasız harflerden oluşan ne­sir ve nazım örneklerine “hayfâ” (ahyef) denilir. Şiirin bir mısrasının noktalı, diğe­rinin noktasız harflerden oluşması da bir hazif türüdür.

2. Bazı harflerin kullanılmadığı hazif örnekleri.

Abdülganî en-Nablusi’nin Nefehâtü’l-ezhâr‘ında (s. 256) (Arapça Kelime Grubu) şeklinde başlayan manzumede elif, şe ve tâ harfleri kullanılmamıştır.

Şeyh İzzeddin Ali el-MevsılîBedî’iyye‘sin-deki (Arapça Metin) beytinde Fatiha sûresini oluş­turan yirmi bir harfi kullanmış; şe, cîm, hâ, zây, şîn, fâ, zâ harflerine yer verme­miştir. Mevsılî, buna hazfin eş anlamlısı olarak “iskât” adını vermektedir (Abdül­ganî en-Nablusî, s. 256-257).

3. Harflerin ayrı ya da bitişik yazılma özelliğiyle ilgili hazif türleri.

Bitişik yazı­lan harflerden oluşana “muvassal” (mevsûl) (meselâ (Arapça Kelime Grubu)), ayrı yazılan harflerle oluşturulan sözlere de “mukat­ta” (maktû’) (meselâ (Arapça Kelime Grubu)) denil­miştir.

Bunların dışında Sîbeveyhi ile İbn Reşîk el-Kayrevânî’nin söz konusu ettiği ve daha ziyade eski şiirlerde geçen bir hazif türü daha vardır. Bu da siyak, hal ve ma­kam gibi bir karinenin delâletiyle anlaşı­labilecek bir kelimeye sadece bir harfiy­le işaret etmektir.

Nuaym (Lukaym) b. Evs’in (Arapça Kelime Grubu) beytinde görüldüğü gibi (Arapça Kelime Grubu)’e ; (Arapça Kelime Grubu) ise (Arapça Kelime Grubu)’ye işaret olup sözün önü bunlara de­lâlet etmektedir. Sondaki elifler ise kafi­ye dolgusu (işba’) zarureti için getirilmiş­tir.

Vezin ve kafiye zarureti, lafızda hafiflik sağlama gibi sebeplerle kelimenin bir kıs­mının atılması şeklinde oluşan hazfe da­ha ziyade eski Arap şiirinde rastlanır (bk. İKTİTÂ’). Kelimelerden harf atılması bi­çimindeki bu hazif nevilerinden ayrı ola­rak meânî ve nahiv ilimlerinde, karinenin delaletiyle bilinip anlaşılabilecek kelime ve ifadelerin cümleden kaldırılması şek­linde görülen hazif nevileri de vardır (bk. ÎCÂZ; İHTİBÂK; İHTİZÂL). Kur’ân-ı Kerîm’de bu ilimleri ilgilendiren birçok hazif ör­neğine rastlanmaktadır.

Sözde hafiflik sağlama, îcâz ve ihtisar başta olmak üzere azamet ifadesi, zaman yetersizliği, fâsılaya riayet gibi se­beplerle yapılan hazfin gerçekleşebilme­si için akıl, nakil, şer’, âdet ve örf, hal, siyak-sibak, lügat ve lafız delâleti gibi haz­fı belirleyen bir delilin ve ipucunun bulun­ması şarttır.

Birbiriyle ilgili iki şeyden bi­rinin diğerinin delâleti sebebiyle hazfedilmesi Kur’ân-ı Kerîm’de çok görülen ha­zif türüdür. Genellikle aralarında atıf ir­tibatı bulunan unsurlarda gerçekleşen ve “iktifa” adı verilen bu hazif türü bazı hik­met ve nüktelere dayanır.

Meselâ, “Her türlü hayır senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin” (Âl-i İmrân 3/26) mea­lindeki âyette hayrın anılıp şerrin hazfedilmesi Allah’a şer nisbetinin edebe aykı­rı olmasındandır.

“Allah… sizi sıcaktan ko­ruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruya­cak zırhlar yarattı” (en-Nahl 16/81) âye­tinde sıcağın anılıp soğuğun hazfedilmesinin sebebi, Kur’an’ın nazil olduğu yer­de onun ilk muhatapları olan çöl halkının elbiseyi ekseriyetle sıcaktan korunmak için giymesidir.

“Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı onların ni­zamı bozulurdu” (el-Enbiyâ 21/22) mea­lindeki âyette, “Göklerin ve yerin nizamı bozuk olmadığına göre bir tek ilâh vardır” şeklindeki kıyasın tamamlayıcı unsurları, anılan kısmının delâleti sebebiyle hazfe­dilerek îcâz sağlanmıştır.

Yine bir âyette altın ve gümüşten sadece gümüşe zamir gönderilmesi (et-Tevbe 9/34) ticarette da­ha ziyade onun tedavül etmesindendir.

Başta Yûsuf kıssası olmak üzere Kur-‘an kıssalarında olaylar arasındaki bağlan­tılarda birçok cümlenin hazfedilerek îcâz sağlandığı görülmektedir (Müeyyed el-Alevî, s. 247-258; Zerkeşî, III, 104-134).

Sarf ilminde hazif, söyleniş hafifliği sağ­lamak için illet harflerinin düşürülmesi şeklinde görülür. Buna “i’lâl bi’l-hazf de­nir. Arap aruz sistemindeki hazif ise bah­rin son tef ilesinin hafif sebebinin atılma­sı şeklinde olur (bk. ZİHAF).

 

Türk Edebiyatında Hazif.

 Üç çeşit ha­zif vardır. İlki bedî’ ilmiyle ilgili olup kay­naklarda “mühmel” (noktasız) veya “menküt” (noktalı) başlığı altında anlatılan ha­zif sanatıdır ki buna “tecrid, gayr-i menküt, hurûf-ı hattî” gibi isimler de veril­miştir.

Manastırlı Mehmed Rifat “müh­mel” başlığı altında, “Mısra veya beytin harflerinin kamilen noktasız harflerden olmasıdır” diye tanımladığı bu sanatı sa­dece şiirle sınırlarken Feyzî-i Hindî ve Mahmud Hamza Efendi’nin noktasız harflerle yazdıkları tefsirlerden söz et­mesi yukarıdaki tanımla çelişmektedir.

Aynı müellif hazfı, “Hurûf-ı hecâdan bi­rini bir kasidede bi’l-iltizâm bulundur­mamaktır” şeklinde de tarif eder (Mecâmiu’l-edeb, s. 405). Bu tarif M. Kaya Bilgegil tarafından da benimsenmiştir (Ede­biyat Bilgi ve Teorileri I, s. 362).

Hazif önemli bir sanat kabul edilme­miş ve hoş karşılanmamıştır. Muallim Na­ci. Mehmed Rifat ve Tâhir Olgun’a göre daha çok eski şair ve yazarlar hazif konu­suna eğilmişler ve bunda başarılı olmuş­lardır. Muallim Naci, “Artık bunlarla uğ­raşacak zaman değildir” demiş, Nâmık Kemal,Tahrîb-i Harâbât’ta Ziyâ Paşa’yı bu yolda yazdığı kasideler dolayısıyla eleş­tirmiştir. Tecellî, divançesinde (İstanbul 1290) mahlası dışında noktalı harf kullan­mamış, Ziyâ Paşa da Reşid Paşa için yaz­dığı iki kasideyi noktasız harflerden oluş­turmuştur. Bunlardan biri (Arapça Kelime Grubu)

(Arapça Kelime Grubu) (Kâmil oldur ki ola mahrem-i esrâr-ı kelâm / Gele irsâl-i melâikle ona her ilham) beytiyle başlar.

 

Türk halk edebiyatında “lebdeğmez” denilen, kontrol amacıyla saz şairlerinin dudakları arasına dikine toplu iğne ya da kibrit çöpü yerleştirerek b, p, f, m, v harflerini kullanmadan söyledikleri şiir­ler de bazı harfleri kullanmamak şeklin­deki tarife göre hazfın halk şiirindeki ör­neklerinden sayılabilir.

 

Türk edebiyatında rastlanan ikinci tip hazif, aruz vezninde “fâilâtün” cüzünün “tün” hecesini kaldırdıktan sonra geride kalan “fâilâ” yerine “fâilün” cüzünün, “feûlün” aslî cüzünden “lün” hecesinin dü­şürülmesiyle kalan “feû” unsurunun yerine “feal” cüzünün, “mefâîlün”deki “lün” hecesinin düşürülmesiyle “mefâî” unsurunun yerine “feûlün” cüzünün konulma­sı şeklindeki değişikliklerdir.

Üçüncü olarak hazif, meânî ilminde kalan kısmın maksadı anlatmaya yeterli olması sebebiyle söylenmek istenmeyen sözün ifadede kullanılmamasına denil­miştir ki bunun zıddına “zikr” adı verilir Sözün nerede zikredilip nerede hazfedi­leceğini şartlar ve zevkiselim tayin eder. Bu şartlar meânîye dair eserlerde ayrın­tılı biçimde ele alınmıştır.

 

BİBLİYOGRAFYA:

Ali Şir Nevaî. Mizânü’l-evzân (haz. Kemal Eraslan). Ankara 1993, s. 183; Abdünnâfı İffet Efendi, en-Nef’u’l-muavvel, İstanbul 1290, II, 215-216; Diyarbekirli Said Paşa. Mîzânü’l-edeb, İstanbul 1305; Muallim Naci. Istdâhât-ı Edebiyye, İstanbul 1308, s. 213-215; Mehmed Rifat, Mecâmiu’l-edeb,İstanbul 1308, s. 405-406; Mehmed İzzet. Def’u’l-mesâlib, İstanbul 1325, s. 184-185; Tâhirülmevlevî, Edebiyat Lügati, İstanbul 1973, s. 51-52; M. Kaya Bilgegil, Edebiyat Bilgi ve Teorileri I: Belagat, Ankara 1980, s. 359-360, 362; Cem Dilcin. Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, Ankara 1992, s. 499, 500; İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ankara, ts., s. 221;”Hazf’, TDEA,IV, 191; “Lebdeğmez”, a.e., VI, 75.

 

*

www.ademozbay.com

Bir önceki yazımız olan Leonardo Da Vinci'nin hayatı başlıklı makalemizde Leonardo Da Vinci hakkında, Leonardo Da Vinci hristiyanlık ve Leonardo Da Vinci icatları hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret