post by Adem Özbay | 3 comments

Yazılar

 

Ölmeden Önce Bilmemiz Gereken Tek Şey!

 

Nedense kölelik denilince bizim aklımıza hep Afrika’dan yeni dünyaya elleri zincirlerle götürülen siyahlar gelir. Seyrettiğimiz filmlerde onların içler acısı durumu yüreğimizi sızlatır. Yurtlarından ve sevdiklerinden ayrılmak zorunda bırakılan Afrika’nın mazlum insanları beyaz efendilerinin hizmetçisi olarak ölene kadar köledir artık. Doğan çocukları da köledir. Ta ki modern dünya 1960larda 1970lerde bu utançtan kurtulmuş, insanın insana olan köleliği sona ermiştir.

Ama şimdi bu durumdan daha acı bir kölelikle karşı karşıyayız. İnsanın kendine olan köleliği…

Yeni doğan bir bebek bu dünyaya sahip olduğu en değerli şeyi, özgürlüğü ile gelir. İstediği zaman ağlar, istediği zaman oynar. İstediği zaman konuşur, istediği zaman susar. Sonra yavaş yavaş büyür ve ona toplumun kuralları öğretilir. Yavaş yavaş özgürlüğünü kaybetmeye başlar. Ailesi, okulu, çevresi ona her zaman bir şeyler öğretir. Her zaman önüne bir hedef koyar: Okumak, çalışmak, mal mülk sahibi olmak…

Sonra çocuk büyük, okullu olur. Onun tertemiz zihnine anlamlı, anlamsız bütün bilgiler boca edilir. Beyninin içi kocaman bir çöplüğe döner. Sadece beyni olsa iyi, yavaş yavaş kalbi de aynı çöplüğün bir parçası olur. Artık diğer tüm insanlardan daha iyi olma, daha çok para kazanma, daha çok hedeflerini başarmaya sahip olmak ister. Durmadan çalışır. Durmadan koşar. Artık durup evrene, dünyaya, kendine bakacak zamanı yoktur. Evrendeki tüm güzellikleri teğet geçer.

 

Sorgulamadan inanmak, inanmamaktır

Bu arada sorgulamadan bir inanışın içinde olur. Kendisine getirilen bilgileri asla sorgulamaz. Atalarından gelen ne varsa onun kutsalı olur. Evrenin varlığı, nedenliği, sonuçluğu üzerine kafa yormaz. Yoranlara da boş işlerin adamı gözüyle bakar.  En değerli hazinesi inancını, kendi özgür iradesini ve muhteşem beynini kullanmadan toplumun böyle gelmiş böyle gider anlayışından kopyalar.

Durmadan, aralıksız, hiç nefes almadan bir şeylerin peşinden koşar. Evi olmalıdır, arabası, sonra yatı, sonra yazlığı… Her sene esaslı bir tatil yapmalıdır. Giydikleri markalı yedikleri havalı olmalı, herkes ona gıpta etmelidir. Ne sahici dostluklar kurabilir, ne kalbi güzel arkadaşları olur bu koşturmacalar içinde. İyi gününde herkes etrafını sarmışken kötü gününde yapayalnız kalır. Belki o gün gelince kendisinin aynasına yüzünü dönüp: – Nerde yanlış yaptım? diye soracaktır.

 

 

Ne kadar özgürüz?

İnsanın kendine köleliği tüm köleliklerin en kötüsüdür. Kendini her zaman yeni arayışların yeni keşfedişlerin peşinde hissetmeyenler, dün neyse bu gün de o olsun deyip yan gelip yatanlar, inancını hazır olandan kopyalayanlar, araştırmayanlar, sorgulamayanlar elbette ki bu köleliğin içindedirler. Ellerinde zincirler yoktur belki ama akılları, kalpleri, hayatları kocaman zincirlerle zincirlenmiştir. İşin kötüsü ne bunun farkındadırlar ne de farkına varmak için çaba sarf ederler.

Bu gün, şimdi, tam şu anda, hemen şimdi, bir saniye dahi gecikmeden kendimize şu soruyu sormak zorundayız: – Ne kadar özgürüz?

Özgür olmadan yaşamak kanatları olmadan uçmak çabası kadar beyhude bir çabadır. Özgür olmayan beyin çalışmıyor, kalp atmıyor demektir. Özgür değilsek hiçbir şey değilizdir. Özgürlüğümüz yoksa hiçbir şeyimiz yok demektir.

Durmadan peşinden koşturduğumuz hedeflerin ne kadarı özgürlük mücadelesidir. Yoksa tüm çabamız kendimizi bu dünyaya ve sahici olmayan inançlara köleleştirmek için midir?

Hayatımızın ne kadarını özgür bir birey olarak yaşıyoruz. Yapmaya çalıştığımız ideallerimizin ne kadarı ruhumuzun, aklımızın özgürlüğü adınadır.

Soruları olmayanın cevapları da yoktur.

Soru soramayan cevaba da sahip olamaz.

Soruların peşinden gitmeyen hiçbir zaman kendini bulamaz.

Sorular özgürlüğün basamaklarıdır.

Bilmeliyiz ki cevaplardan çok sorular önemlidir. Soru olmazsa cevap var olamaz. Sorular beynimizi, kalbimizi rahatsız etmezse durgunluk, anlamsızlık, boş vermişlik gelip yerleşir hayatımıza. Buna izin vermeyelim. Bizi tüm canlılardan ayırıyor diye övündüğümüz bu aklı geldiği gibi hiç kullanmadan sıfır kilometre olarak mezara götürmeyelim.

 

Özgürlük yoksa hiçbir şey yoktur!

Ne zaman soru sormaya, sorgulamaya cesaret ederiz, işte o zaman özgürlük bayrağını elimize almışız demektir.

İnanç önemlidir, para önemlidir, çalışmak önemlidir, başarmak önemlidir, eğitim önemlidir, azmetmek önemlidir. Ama başına özgürlüğü koyabilirsek…

Özgürlük baştan sonra sıfırlardan ibaret hayatımızın başındaki 1 rakamı gibidir. Onu yaşamımızın başına koyduğumuz anda yaşıyor oluruz ve var oluruz. Ancak özgür olduğumuzda birey oluruz. Ancak o zaman düşüncelerimiz, inançlarımız, sevgilerimiz bize ait olur.

Unutmayalım ki, özgürlük yoksa hiçlik vardır!

 

Adem Özbay

ademozbaya@gmail.com

 

 

 

 

3 Responses

  1. Gelmesem de bekle beni diyor ki:

    Merhaba Adem bey
    Bir gezideyken küçük bir kitapçı da kitabınızı gördüm okudugum ilk anda vuruldum cümlelerinize .Tek kelimeyle mükemmelsiniz.Bende bir şeyler yazmaya çalışıyorum.Bazen sizin gibi büyük üstadların yazılarını okuyunca kendime güvenim kırılsa da yazmaya devam ediyorum.Eğer beni yanlış anlamazsanız size yazdıklarımdan bir örnek göndermek istiyorum.Beni” eleştirmeniz” için.Değerli fikirlerinizle belki kendime güvenim gelir.Umarım bana olumlu yada olumsuz bir cevap yazarsınız saygılar .

    • Adem Özbay diyor ki:

      Teşekkürler, güzel okumalar,
      Güvenin kırılmasın,
      Yazmaya devam,
      Yazdıklarını mail adresime gönderebilirsin,
      İmkan bulduğumda hemen bakacağım,
      Selamlar,

      Adem Özbay

  2. Gelmesem de bekle beni diyor ki:

    e-posta adresime cevap yazarsanız çok memnun olurum.Saygılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret