Kelebeğin rüya tabiri

kelebegin-ruyasi-sahneler

Kelebeğin Rüyası filmi hakkında 2 yazı yazmıştım burada, takip eden okurlarımız hatırlayacaktır. Sevgili yazarlarımzdan Kenan Tunç da bir yazı yazmış film hakkında.  Oldukça geniş muhtevalı bir yazı. Hala filme gitmemiş olanlar varsa, bu yazıyı da okuyarak karar verebilirler. Keyifli okumalar.



kelebegin-ruyasi-

Kelebeğin Rüya Tabiri

Kenan Tunç

Yılmaz Erdoğan’ın Behçet Necatigil’i, Kıvanç Tatlıtuğ’un Muzaffer Tayyip Uslu’yu ve Mert Fırat’ın Rüştü Onur’u canlandırdığı Kelebeğin Rüyası isimli filmi baştan sona büyük bir ilgiyle izledim. Çünkü mevzu Zonguldak ve Zonguldaklı şairlerimizse Kenan Tunç her zaman, bedenle olmasa bile ruhen oradadır. Bu defa çok şükür hem beden hem de ruhen filmin gösterildiği sinemalardan birinde, Çaycuma Belediye Sinemasındaydım.

Kelebeğin Rüyası iki şairimizi anlatıyor. İkisi de Zonguldaklı. Biri 1920 Devrek doğumlu Rüştü Onur, diğeri 1922 İstanbul doğumlu Muzaffer Tayyip. Her ikisi de ünlü şair Behçet Necatigil’in öğrencisi olmuşlar. Ne acıdır ki her ikisi de verem hastalığından genç yaşta hayata veda etmiş. Vefat ettiklerinde Rüştü Onur henüz 22, Muzaffer Tayyip ise 24 yaşındadır. Ama onlar bu kısacık ömürlerine koskoca aşklar sığdırmayı başarmışlar…

Filmin şifreleri ilk dakikalarda verildi. Kelebeğin rüyası şu sözlerle anlatıldı : ‘Bir ermiş bir gün rüyasında bir kelebek olduğunu görmüş… O kadar etkilenmiş ki, uyanınca kafası karışmış ve sorgulamış; ‘Rüyasında kelebek olduğunu gören ben miyim yoksa kelebek mi rüyasında ben olduğunu görüyor ?’

Bu sözlerle başlayan filmin dramatik sahnelerinin yoğunluğu altında geçti çoğu dakikalarım. Rüştü ve Muzaffer verem hastalığının pençesinde bile olsa aşkın engel tanımadığını gösterdiler. Ümitle yaşadılar, hastalığa meydan okudular. Sevdikleri uğruna her türlü fedakarlığı yansıttılar bütün sahnelerde…

Öncelikle Zonguldak’ımızı tanıtmak adına böyle bir girişimi takdirle karşılıyorum. Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu isimli Zonguldaklı şairlerimizin adının bir kez daha gün yüzüne çıkarılmasını da takdire şayan görüyorum. Bundan dolayı emeği geçen herkesi kutluyorum.

kelebegin-ruyasi-nedir
Kelebeğin Rüyasını olumlu ve olumsuz bulduğum yönleriyle özetlemeye çalışacağım. Buna ‘Kelebeğin Rüya Tabiri’ de diyebiliriz. Hemen belirteyim ki bütün bu değerlendirmeler Kenan Tunç olarak sadece bana aittir.Ebetteki insanlık icabı benim de hatalarım, yanlışlarım, yanlış algılarım olabilir. Asla tek gerçek benim dediğimdir gibi bir egoistlik içinde değilim. Mutlak doğrular sadece Cenabı Hakka aittir. Benim yazacaklarım iyi niyetli ve daha güzeline ulaşabilmek adına yapıcı eleştirilerdir. Çok iyi bildiğim bir şey var ki eleştiri olumlu ve yapıcı olursa her zaman güzeldir. Sözü fazla uzatmadan acizane olarak yapmış olduğum değerlendirme notlarıma geçmek istiyorum. Önce çok beğendiğim ve taktir ettiğim yönlere bir göz atalım…

Bu filmde öncelikle Zonguldak ve Zonguldaklı iki değerli şairlerimiz gündeme geldi. Çekiminden galasına ve hatta gösterime girmesine kadar şehrimizin ve şairlerimizin adı devamlı gündemde kaldı. Buradan bakıldığında filme 100 tam puan feda olsun.

kelebegin-ruyasi-bisiklet-sahnesi
Rüştü ve Muzaffer’in hayatlarından alınacak çok dersler var. Bu derslerin bana göre en büyüğü gerçek arkadaşlığın ne demek olduğunu herkese göstermeleridir.Film bu açıdan çok güzel bir dostluk hikayesini ekranlara taşımış oldu.

Filmde, geçmiş tarihimizin bazı acı gerçeklerine tanıklık ettik. 1940’lı yıllarda çıkarılan ‘’Mükellefiyet Kanunu’’ ile 15-65 yaşları arasındaki Zonguldak evlatlarının kendi memleketlerinde ne kadar sıkıntılı günler geçirdiklerine şahit olduk.

İnsanlar önünde yapılan bit muayenelerinin onur kırıcı soğukluğu yüreklerimizi titretti. Eski Zonguldak’ımızı hatırladık bu filmde, bilmediğimiz yönlerini gördük. O günlerdeki maden ocaklarımızı, çalışma şartlarını, ocaklara iniş çıkışları izledik. Ve yüz karası değil kömür karasıyla çalışıp ekmek parası kazanan dedelerimizi, madencilerimizi hatırladık. Sandal ve gemilerle yapılan yolculuklara özlem duyduk…

Asırlardır Allahü Ekber diye okunan ezanlarımızın orjinal olarak okunmasının yasaklandığı günleri hatırladık. Ezana hasret ezansız günlere gittik zaman tünelinde. Ve bir kez daha rahmetle andık merhum Adnan Menderesi.

Rüştü ve Muzafferi izlerken duygulandık bazen. Kendi kendime yapma be Rüştü, yapme be Muzaffer dediğim oldu filmi izlerken. Bir kız için harap etme kendini. Değer mi böyle çileye. Zaten hastasın, kan tükürüyorsun dedim. Ama sonra toparladım kendimi. Vaz geçtim böyle düşünmekten. Hatta sildim not aldığım bloknotumdaki ‘’ değer mi be Rüştü ? ’’ yazısını. Çünkü değerdi gerçekten. Aşk ne hastalık dinler ne de engel. Aşk engel tanımazdı, seven gerçek yüreklerde. Rüştü ve Muzaffer de engel tanımadılar. Engeller onlar için şair olmanın bahanesiydi. Onlar ‘’ Aşk şiirin bahanesidir ‘’ diyorlardı.

Aslında onların iki aşkı vardı. Biri sevdiği kızlar diğeri de yazdıkları şiirler. Her ikisini de çok seviyorlardı. Rüştü’nün iki aşkı Mediha ve Şiir, Muzafferin aşkları ise Suzan ve Şiirdi. ‘ Önce şair miydiler, aşık mıydılar ? ’ diye sorarsanız bence önce şairdiler, sonra aşık oldular. Yani önce şiiri sevdiler, yazmaya aşık oldular. Gariptiler, yoksuldular. Ama şiire sevdalıydılar. Gerçek zenginliğin gönül zenginliğinde olduğunu herkese gösterdiler.

 

kelebegin-ruyasi-maden-iscileri

Hocaları Behcet Necatigil de akil bir adamdı. Yılmaz Erdoğan onun rolünü gerçekten güzel oynadı. Onun hoca olarak bu gençlere sahip çıkması bütün hocalara ibret olacak cinstendi. Bu iki genç şairin her zaman yanlarında olarak o, gerçek bir hoca olmanın güzelliğini gösterdi. Gençleri bir tek o anladı. Onlarla gülüp onlarla ağladı. Öğretmenlerimiz, imamlarımız ya da diğer toplum liderlerimiz bu karakterden ibret almalıdırlar diye düşünüyorum.

Rüştü Onur’un tedavi için bir sandalla Zonguldak’tan ayrılma esnasındaki sahne çok duygusaldı. Aynı şekilde Heybeliada Senatoryumunda Muzafferle karşılaşmaları da öyle oldu. En duygusal manzara ise Mediha’nın hayatını kaybetmesi ve iki arkadaşın kendilerini bir odaya kapatmaları oldu. Odada dururken duvarlara şiir yazmaları ve acılarını şiirle dindirmeye çalışmaları ilginçti.

Rüştü ve Mediha hastalıklarına rağmen evlendiler. Ama kısa bir zaman sonra Mediha vefat etti. Çok geçmeden de Rüştü ve daha sonra da Muzaffer…

Medihanın ölüm sahnesi daha da zenginleştirilebilirdi. Ama yine de güzeldi. En dramatik sahnelerden biri Mediha’dan sonra vefat eden Rüştünün mezarı başında yaşandı. Rüştünün mezar tahtasında Rüştü Onur yazıyordu. Onun sevgili arkadaşı Muzaffer kalemini çıkardı ve Rüştü’nün adının üstüne ‘’ Şair ‘’ diye yazdı.

Çok güzel sözler duyduk Zonguldaklı genç şairlerden. Muzaffer Tayyip’in Suzan’a söylediği ‘’Unutmak mümkün değil, ama hatırlamamak mümkün ‘’ sözü çok güzeldi. En ilginç sözü ise filmin son perdesinde geldi. Dedi ki ‘’ Güzel olan yaşadığımızdır. Bir gün öleceğimiz değil ‘’.

Kelebeğin Rüyasının anlatmak istediği en önemli ana fikirlerinden biri de yaşamanın, yemek parasını peşin ödeyebilenler için güzel, parası olmayanlar için çekilmez olduğu gerçeğidir. Yani bu dünyada yaşamak garibanlar için zor, hem de çok zordur….

Buraya kadar üç aşağı beş yukarı filmin hep olumlu özelliklerinden bahsetmeye çalıştım. Gelelim keşke olmasaydı diyebileceğimiz şeylere…

Filmin ilk dakikalarında kurulu olan masada adeta alkol reklamı yaparcasına kadeh tokuşturmalar keşke olmasaydı. Hiç bir izleyici de bu sofrada niye içki yok, neden kadeh tokuşturulmuyor diye üzülmezdi. Ama şahsen ben bütün kötülüklerin anası olan alkolün izleyenleri özendirircesine sahnelenmesini yadırgadım ve keşke olmasaydı dedim. Çünkü böyle yapıtların çocuklarımızın bilinç altında kötülüklere sebep olacağı herkesin malumudur…

Yine aynı şekilde Rüştü ve Muzafferin devamlı surette sigara içerken gösterilmeleri özenti mahkumu insanlarımıza maalesef büyük koz verir gibi oldu. Rüştü ve Muzafferin sigara kullanmaları başka şekilde de anlatılabilirdi. Mesela görsel değil de ‘’ bugün iki paket sigara içtim ‘’ , ya da kül tablosundaki izmaritlere bakıp ‘’ yine çok içmişsin ‘’ gibi sözlü anlatımlarla bu şairlerin çok sigara içtikleri vurgulanabilirdi. Unutulmamalı ki insanlar duyduklarını değil gördüklerini yaşamaya çalışırlar.

Çok fazla olmasa da Türk aile yapısına uygun olmayan bir iki sahnenin bu filmi çocuğumuzla izleyebilme hevesimize gölge düşürdüğüne inanıyorum. Böyle filmlerde bu tür sahnelerin hiç olmaması olmasından bin kere daha hayırlıdır kanısındayım.

İçinden Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip gibi aydınların çıktığı çağdaş bir Zonguldak toplumunu şiir bilmez, cahil bir toplum olarak gibi mi lanse edildi, yoksa ben mi yanlış düşünüyorum bilemiyorum. Bu konuda kararsızım. Şairlerin halktan birine şiir hakkında bir şeyler söylemesi ve onun da ‘’nedir o, yeniyor mu, satılıyor mu ‘’ tarzı sözlerle karşılık vermesi geneli yansıtmıyordur diye düşünüyorum.. Cumhuriyet tarihinin ilk vilayeti olan Zonguldak halkının hiçbir zaman bu derece, yani şiiri bilmeyecek kadar cahil olacağını ben şahsen düşünmüyorum. Benim Rüştü Onur’dan 5 – 6 yaş büyük olan ve bir kaç yıl evvel 90 yaşlarında vefat eden rahmetli babaannem bile hiç eğitim almadığı, okullarda okumadığı halde pek çok şiiri, ilahi ve kasideyi ezbere okuyordu. Dolayısıyla o günkü Zonguldak halkını şiire ‘ o yeniyor mu, satılıyor mu diyecek kadar cahil görmenin filme yakışmadığını belirtmek istiyorum…

Rüştü ve Muzafferin ölüm sahneleri ve defnedilmeleri de çok basit geldi bana. Hele Muzaffere ait sahneyi tamamen amatörce gördüm. Ölüm anını göstermeden direk cenaze merasiminin gösterilmesi gördüğüm eksilerden biriydi. Bu sahneler daha da dramatize edilebilirdi.

Evet Zonguldak’tan bazı sahneleri anlatan bir film izledik. Sonuç olarak bana doyurucu bir Zonguldak filmi izledin mi diye sorarsanız buna gönül rahatlığıyla evet diyemeyeceğim. İzlediğim sadece iki genç şairin dramatik şairlik ve aşk hikayeleridir. Şairlerimizi tanıtım açısından yeterli mi ? Evet, bence yeterli. Peki Zonguldak’ı tanıtım açısından yeterli mi ? Kesinlikle hayır…..

Kelebeğin Rüyası filmiyle Zonguldaklı şairlerimiz ve Zonguldak’ımız gündeme geldi. Bundan dolayı ben tekrar emeği geçen herkese Zonguldaklı bir şair olarak teşekkürlerimi arz ediyorum. Bu vesile arkalarında derin izler bırakarak bu hayata veda eden Zonguldaklı şairlerimize Allah’tan rahmet diliyor, Karaelmas diyarı Zonguldak’tan herkese selam, saygı ve sevgilerimi sunuyorum…

*

www.ademozbay.com

 

 

 

Bir önceki yazımız olan İyi bir şey olsaydı ölüm / Önce Tanrılar ölmezdi! başlıklı makalemizde metin kaçan orjinal sözler, metin kaçan son yazısı ve metin kaçan sözler hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret