Kimse kusura bakmasın, Mehmet Aycı’yı yazdım

mehmet-ayci-sözleri

Fırsat buldukça Dünya Bizim sitesi için bir şeyler yazıyorum. Camianın güzel bir yayını olan Dünya Bizim‘de benim gibi bir çok kalemde çeşitli yazılar yazarak okurlarla buluşuyor. Mehmet Aycı da bunlardan biri. Edebiyat dünyamızın bu verimli ve sevimli adamı için Dünya Bizim‘de yazdığım yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum sevgili dostlar.

 

Dünya Bizim okurları Mehmet Aycı’yı daha çok dostlarına dair kaleme aldığı yazılarından tanıyorlar.  Yazdıklarını dikkatli takip eden okurlar onun ne kadar da çok “iyi adamla” ahbaplık ettiğini hemen anlamışlardır.

Yazanı da yazarlar

Tabi dostları hakkında bu kadar çok yazan bir kalem erbabının da yazılması lazım. Temel’in mezar taşında “vurdi vurdi, vurdi, vurildi” yazdığı gibi gönül ister ki Mehmet Aycı’nın Dünya Bizim sayfalarında da “yazdı, yazdı, yazdı, yazıldı” kaydı olsun.

Efendim sözü lastik etmeden gelelim Mehmet Aycı’ya.

Kendisi Ahmet Mithat Efendi’nin dergici versiyonudur. Kaleminden nasiplenmeyen dergi, şiirini, yazısını ağırlamayan mecmua kalmamıştır. 2009 yılında Dünya Bizim’de çıkan bir söyleşisinde “120 dergide yazdım” diyor ama bakmayın siz ona, bu aralar 200’ün eli kulağındadır. Bu kadar çok yazmasının altında ‘her yerde imzam olsun’ telaşı değil, ‘abi edebiyat aşkına bir yazı’ diye kapısına gelen hiç kimseyi kıramaması yatar. Nerden biliyorsun diye soracaksanız. Aynısını zamanında ben de “Endülüs” ve “Lamure” dergilerini çıkarırken yapmıştım da, oradan biliyorum.

mehmet-ayci-kimdir

Bir insanın güzel bir adam olduğuna en büyük delil cömertliğidir. Mehmet Aycı da en değerli malvarlığını, kelimelerini vermede böylesine cömert bir adamdır. Ne şairler, yazarlar gördük ki bin dereden su getirirler, bir şiir bir yazı için dergici gençleri perişan ederler. Aycı’yı herkesçe sevilen bir adam yapan en büyük sır, bu “kelime cömertliği”dir bence.

Zaten onunla iki bardak ince belli çay sohbeti yaptığınızda anlarsınız ki bu adam anadan doğma yazardır. Kelimeler ağzından başka bir güzellikte dökülür. Ya ses tonu! Saatlerce dinlersiniz, dinlersiniz de yine de söz bitmesin istersiniz. Halk edebiyatından konuşurken bir bakmışsınız divan edebiyatı gazelleri dökülmüş ortalığa. Sezai Karakoç’tan girilir, Cahit Zarifoğlu’ndan çıkılır; Goethe’den mevzu açılır, Nietzsche’den kapanır. Anlayacağınız ortalık bin renk ve kokuda gül deryasına döner. Yazdıklarının güzelliği de üstüne kaymaklı kadayıf olur.

Benim Mehmet Aycı’yı tanımam Sincan’da “kalaşnikof resmine benzer bir logosu olan” bir yazılım firmasında Kuran-ı Kerim programı ile uğraşırken oldu. Şimdiki gençler bilmez, o zamanlar disketler vardı. Ankara’da da eski zamanın disketleri gibi megabaytı az ama vefası çok insanlar vardı. İşte onlardan biri olan Osman Selvi, bu güzel adamla karşılaşmama vesile olan güzel şahsiyettir. Mehmet Aycı da Ahmet Yalçınkaya, Cengiz Coşkun, Tayyip Atmaca gibi birçok ‘Anadolu Pars’ını tanımama vesile olmuş, birçok güzel dostluğumun altında imzası olan adamdır.

mehmet-ayci

Kendisiyle sohbet etmek güzeldir, yazdıklarını okumak daha da güzeldir. Ne yapın ne edin, bu ikisini de yapın derim.

“Ey Adem Efendi, sen de Mehmet Aycı’yı yazacağım dedin, Ahmet Mithat’tan girdin, kaymaklı kadayıftan çıktın.” diye sitem ederseniz hemen söyleyelim: “Eee Mehmet Aycı’yı yazacam dedim ya.”

Uzak diyarlardan Mehmet Aycı ve tüm gönül dostlarına selamlar ediyorum.

*

Adem Özbay

6 Şubat 2013, NY

www.ademozbay.com

Bir önceki yazımız olan Ya Atatürk başörtüsü taksaydı! başlıklı makalemizde atatürk ve başörtüsü, atatürk ve dindarlık ve baş neden örtülür hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret