Mehmet Efe’yi özlediniz mi?

mehmet-efe

Bir zamanların bıçkın delikanlısı Mehmet Efe’yi özlediniz mi? Ben özledim. Camianın en kaliteli adamlarından birisi olan Mehmet Efe uzun süredir Amerika’da yaşıyordu. Burada kendisi ile görüşmeye çalıştım ama bir türlü olmadı. Darısı İstanbul’a geldiğimde.

Mehmet Efe, Mızraksız İlmihal ile oldukça önemli bir işlevi yerine getirmişti. Ben buna normalleşme çabası diyorum. O zamanlar aklı çalışan herkes normalleşmeye çalışıyordu. Zira İslamcılık adına yapılanlar, yetiştirilenlerin normal olduğunu söylemek değil.

Mehmet Efe yazılarıyla da camianın kuvvetli adamlarındadı. İnternetin olmadığı o zamanlarda onun yazdığı metinler elden ele dolaşırdı. Benim bir kuşak üstten abim sayılır. Severim, takdir ederim.

Geçenlerde Yeni Şafak gazetesinde sevgili Ayşe Olgun‘un bir söyleşi yaptığını görünce içimden ‘İşte Mehmet Efe sahalara döndü.’ dedim. İyi ki döndü. Ayşe Olgun şöyleşisine şöyle bir giriş yapmış: “Seksenli yılların sonu doksanlı yılların başında Mehmet Efe’yi gazeteciliği, çıkardığı dergiler, senaryoları, yazdığı Mızraksız İlmihal romanı ve o günkü İslami gençliğin vicdanlı sesi olarak tanıyıp sevdik. 28 Şubat sürecinde ABD’ye giden ama bu gidişinin sebebini generaller değil, ‘kendi çizgisini yürümeye çalışmak’ olarak açıklayan Mehmet Efe 15 yıl sonra ezan sesini çok özlediği için Türkiye’ye geri döndü. Heyecanını hiç kaybetmemiş biri olarak karşımıza çıkan Efe ile Türkiye’yi ABD’yi, İslamcılığın dünden bugüne nasıl bir değişime uğradığını ve Mızraksız İlmihal’i konuştuk. ‘Gitmek kolay değildi, kalmak kolay değildi dönmek de kolay olmayacak’diyen Efe, kapitalizmin yok ettiği bir dünyada İslam’dan başka yol kalmadığının, dünyanın odağı haline gelmiş Müslümanların adalet ve İslamın esaslarına sadakat sorumluluklarının altını önemle çiziyor.”

Mutlaka okunması gereken bir söyleşi, şiddetle öneriyorum. Yeni Şafak gazetesinin sitesinden yada Mehmet Efe’nin kişisel sitesi www.mehmetefe.com adresinden bu güzel söyleşiyi okuyabilirsiniz.

Ben de şimdi sizlerle sahalara hızlı dönen Mehmet Efe’nin ülkemizin en büyük sorunu olan Kürt Meselesi üzerine sitesinde yazdığı bir yazıyı paylaşacağım şimdi sizle.

mehmet-efe-mizraksiz-ilmihal

Kürdüm, doğruyum, varım. Varlığım Rothschild’e de armağan olmayacak!

 

Kürt güzeldir.

Kürtler Allah’ın insanlığa son mesajına en samimi en mütevazi karşılığı vermiş kadim bir millettir. Kürtler tarihleri boyunca başkalarına zulmetmekten en çok uzak  kalmış milletlerdendir. Kürtler, zaman zaman adalet ve bölgedeki halkların selameti için güç merkezleriyle işbirliği yapmış, hatta sistem kurmaya çalışmış ama tarihleri boyunca büyük ölçüde sistem dışı bir millet olarak kalmışlardır.

Kürtler İslam tarihi boyunca tercihlerini hep İslam’ın ve Müslümanların bekasından yana kullanmışlardır. Kürtler, İslam’ı bir iktidar ve zulüm düzenine dönüştürmeye çalışan Emeviler’in saltanatına Horasanlı Eba Müslim’le son vermiş, Malazgirt’de Alapaslan’la beraber olmuş, Selahaddin Eyyübi’yle İslam’ın ilk hilalli bayrağını dalgalandırıp Kudüs’ü kurtarmış ve Haçlıları kovmuş, Bizans’a vuran Osmanlı’yı kendi güvenliği pahasına desteklemiş, Çanakkale’deki direniş mutakabatına kan ve can vermiş, ümmetin yüzakı olduğunu defalarca ispatlamıştır. Halife’nin direniş erlerine ihanet edenler, direnişi İngilizlere sattıklarında, hilafeti ve Şeriat’ı ilga ettiklerinde, Ankara’ya çöreklenen ihanete ayaklanan da tüm ümmetin bekası için yine Kürtler olmuştur. Batı’ya ve emperyalizme  itirazın bir ifadesi olan İslamcılık, öncüleri tarafından batı ile entegrasyon sürecine feda edildiğinde ve siyasal temsilciliği örgütlü bir iktidar ikiyüzlülüğü olan muhafazakarlığa dönüştüğünde, insanın insan üzerinde vesayet hakkı olmadığı vurgusuyla İslamcılığı taşıyanların da kahir ekseriyeti Kürt gençliği olmuştur.  Kendisine kundakçı misafir diyecek kadar insaf ve izandan yoksun sahte alimlerin, sistemin maaşa bağladığı kapı kullarının katline verdiği fetvalara Müslümanlığın en güzel sabrıyla cevap veren Kürt gençliği güzeldir.

Kürtler bilir.

İhaneti bilir. Katliamı bilir. Özgürlüğü bilir. Mülteci olmayı, sürgün olmayı, tehciri bilir. Dayanışmayı, hayatta kalmayı, bodrumlarda Kur’an okumayı, mağaralarda medrese kurmayı bilir. İsyan’ı bilir. İşkenceyi bilir. Kırılmayı ve fakat boyun eğmemeyi bilir. Sevmeyi, namusu, hicabı, acıyı, aşkı ve utanmayı bilir. Vefayı, misafiri bilir. Destanlar yazmayı, saatler süren ağıtlar yakmayı ve bu ağıtları matbaasız, alfabesiz, dağdan dağa, nesilden nesile aktarmayı bilir. Onurunu inciten sultana karşı silaha davranmaktan çekinmez, kadınının yoluna serdiği tülbent önünde hürmetle eğilmeyi ve onu çiğnemeden silahını indirip geri dönmeyi de bilir. Bölünmeyi, parçalanmayı, sahte sınırları geçerken bombalanmayı, parçalanmış çocuklarının cesetlerini rencide edenlere Kuranı kaldırıp öperek cevap vermeyi bilir. Zulme karşı birlik olmayı bilir. Açlığı bilir. Sistem dışı olmayı, ihsansız, maaşsız, kredi kartsız yaşamayı bilir. Ekmeğini taştan çıkarmayı ve onu bölüşmeyi bilir. Finans kapitalin dünya sistemine karşı, sistem dışı kültürü, direniş kondüsyonu ve Müslüman kimliği ile Kürt, bölgedeki tüm halklar için umudun adıdır.

Dünyaya artık sadece silahlarıyla ve plastik bebekleriyle egemen olan kültürün yeryüzünde Tanrı’yı oynayan Global Finans sistemi’nin yağma ve talanla tükettiği dünya, Yaratıcısının hediye ettiği nefese yeniden muhtaç hale gelmiştir. Ulus devletler, yerel üretim altyapıları, yerel finans modelleri, doğal kaynaklar ve direniş kimlikleri kontrol, entegre ve tasfiye edilirken, bankalar her insan tekini borçlu birer entegrasyon projesi haline getirirken, nefes almaya en çok devam edenler Kürtlerdir.

Tüm dünya halkları dejenere olurken, gerilerken, global şirketlerin zulmü altında inlerken, yarınından umutsuzken, Kürtler yükselişe geçmiştir.

Görünen o ki, ulus devletler tasfiye edilirken, Kürtler’e ulus devlet olmak empoze edilmektedir. Görünen o ki Kürt yükselişini de sistemin uzantısı haline getirmek için kollar sıvanmış, Kürt davasının bayraktarı olduğunu iddia edenlere, Müslüman olmadan Sünni olma gömleği dikilmiş ve sünni olmayanlar, biriktirilen Alevi gerilimine bir başka ifrit plan için eklenmektedir.

Kürtlerin adalet taleplerini seslendirmeyi vazife bilen Kürt aydınları, ulus bir devlet talebi ile adalet ve özgürlüğü tüm dünya halkları adına yükseltmek arasında bir tercihle, tarihsel bir çağrıyla karşı karşıyadır. Kürtlere dayatılan barışın da sistemin Ortadoğu’yu mezhepçi bir temelde yeniden formatlama şehvetiyle işletildiği görünmektedir.

Yakın tarihinde bir zulüm odağı haline gelmiş Kürt milleti, Kapitalizme, global finans oligarşisine karşı direniş irademizin bir odağı olarak yükselebilir. Kürde, Türke, Araba, Perse, Ermeniye ve bu coğrafyaya en büyük ihanet, Kürtleri İslam’dan uzaklaştırmaya çalışmaktır. TC ideolojisine eklemlenen İslamcılar’a, Din kardeşliği edebiyatı ile hakların teslimine kılıf uyduranlara yani Yeni Kemalizm’e direniş, İslamcılığa ve İslam’a tepki haline gelmemelidir. İktidar’ın dalkavuğu Kürtleri, Kürtlerin adalet davasının temsilcileri saymaktan farklı değildir bu. İktidarın İslamcı olduğunda ısrarın arkasındadır tepkinin adreslerinden biri. Kürtlerin yükselişi, İslam’ın adalet, müsavat, özgürlük ve sorumluluk değerlerinden koparsa, Emperyalizmin bölgeyi manipülasyonunun bir aracı olacak, sistemin yeniden ikamesine kanıyla canıyla bedel ödemeye devam edecektir.

İslam’ın yeniden tarihin merkezine çıkmasının tüm Dünya halklarının selameti için bir zorunluluk haline geldiği dünyamızda, İslam’ı sisteme entegre çabalarının İslam Dünyası’nı işgal ve kuşatma altına aldığı bugün, Kürtler’in bir millet olarak yükselişe geçmiş olması ancak Allah’ın bir lütfudur. Ve Allah’ın her lütfu gibi aynı zamanda bir imtihandır.

Kürtler’e Türkler zulmetmedi.

2. Lozan’da vazgeçilmek zorunda kalınan mutabakat, bir devlet imanına dönüştürülmüş, Ortak mücadeleyi hileyle gasp edenler egemenliklerini en çok Kürt ve İslamcı kanı dökerek tesis etmiştir.  Batıyla harbin adı olan Türklüğü etnik kimliğe indirgeyen, geri çekilmenin haritasını kader diye dayatan, Kürt’e de Türk’e de; 80 yıldır tüm ülkeye zulmeden ve kendine Türk diyen bu oligarşidir.

Kürt meselesi, Kürtlerin ve Kürdistan halkının uyanışıdır. Meseleyi bir Kürdistan ulus devleti meselesi olarak gören, öyle davranan ve süreci bu çerçevede tırmandıran Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.

Kürtlerin direnci, dikilişi ve yükselişi, bölgedeki tüm devlet ve halkları müsavata zorladığı oranda, eşitlik, haklarda ve adalette birlik de ümmetin yeniden doğuşuna bir temel olacaktır. Emperyalizmin Ortadoğu’yu parçalayan modelinin ifadesi olan Kürdistan’ın parçaları birbirine yaklaştıkça, sınırlar geçersizleştikçe Ortadoğu’da birliğe giden yol da berraklaşacaktır. Kürtlerin kondüsyonu ve milli hafızası, Batı müstemlekeciliğine direnmenin yolunun bölgedeki milletlerin ortaklığıyla mümkün olacağını hatırlayacaktır.

Sistem, dünya halklarının umudu olan nefesi boğmak için Ortadoğu’yu yeniden ablukaya aldı. Kürtler kopuş ve ulus devleti bir ideale dönüştürdükleri oranda dönüştürülmüş olacaktır. Kürtler İslam’dan uzaklaşırsa, Kürtler dönüştürülürse, Kürtler ulus devlet tuzağına teslim olursa, Kürtler sistemin barış koşullarına boyun eğerse, Ortadoğu’nun dünya sistemine entegrasyonu tamamlanmış olur.

TC ve onun izdüşümü olan PKK dışında, bu meseleyi ulus devlet talebi olarak görme eğilimleri ya iktidar mücadelesi için mazlumiyeti yağmalamak ya da Kürt itirazına dalkavukluk yapmaktan öteye geçmeyecektir. Bu bir adalet mücadelesidir. Bu bir egemenlik savaşı değil, ortaklık kurma mücadelesidir. Kendine Türk diyenlerin müstekbir tavrına, Müslüman bir halka Müslümanlığın devletin zulümlerini örtbas için dayatılmasına ve kendini Kürtlerin kurtarıcısı zannedenlere rağmen birlikte ne yapabiliriz sorusunu bayrak edinme mücadelesidir.

Bu bir adalet meselesidir. Kürtlerin adalet taleplerinin ve adaletin tesisinin önündeki engeller, TC’nin bu talebi Kürdistan talebi olarak görme inadı, kendine Türk diyenlerin TC ve PKK’nın ortaklaşa ürettiği şiddeti Kürtlere fatura etmesi ve bu inadı diri tutan PKK şiddetidir.

Önce Adalet tesis edilsin. Şartları değiştirme gücünde olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Kürtler siyasal geleceklerini hür ve eşit olarak tayin edecek duruma gelsinler, geleceklerini coğrafyadaki herkesin ortak geleceği olarak görecek, sınırları geçersiz kılmak ve Ortadoğu’da birlik için birlikte çalışmaktan geri kalmayacaklardır. Aklın yolu birdir. Adalet taleplerinin tesisi dışındaki tüm talep ve analizler ya çözümü konuşmaktan kaçmaktır ya da düpedüz sahtekarlıktır. Kürtlerin müsavat talebi ve coğrafyamızın adalet mücadelesi Apo’nun egosuna,  bölgedeki iktidar sahiplerinin korkularına ve Dünyaya nizam verdiğini sanan Global oligarşinin insafına teslim olmayacaktır. Kürtlerin bir araya gelme azmi ve süreci, Ortadoğu’ya biçilen yeni gömlekleri parçalayacaktır.

80 yıldır maruz kaldıkları sistematik asimilasyon, tehcir, katliam, ihanet ve işkence’ye Müslümanlığıyla direnen Kürtler, tarih sahnesine yeniden çıkarken Oligarşinin Kürtleri İslam dünyasından koparma ve Türk’e düşman etme veya mezhep savaşı kumpaslarına da düşmemelidir.

Biz Müslüman Kürt çocukları Ümmete dayatılan Türk ırçılığının külleri üzerinde bir Kürt ırkçılığı inşa edilmesine, tarih sahnesine çıkışımızın Türk’e buğz’la kirlenmesine izin vermeyeceğiz. Kürtler, Türklerle, Araplarla güzeldir. Düşmanımız ne Türk, ne Arap, ne Ermeni, ne Persler; ne Şiiler ne de Alevilerdir. Ya hep birlikte özgürleşiriz ya da hepimiz kaybederiz.

Ortadoğu’nun bekasını ümmetin birliğinde görerek adalet için dikilen her bir Kürt, kredi kartı kullanmayan her bir Kürt ve Türk, yoksulluğu ve borçlanmayı globalleştiren Dünya  egemenliğinin tekerine sokulmuş birer çomaktır.

*

Adem Özbay

4 Şubat 2003, NY

www.ademozbay.com

Bir önceki yazımız olan Ya Atatürk başörtüsü taksaydı! başlıklı makalemizde atatürk ve başörtüsü, atatürk ve dindarlık ve baş neden örtülür hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret