Paris’te öleceğim yağmurlarla…

César-Vallejo

“Paris’te öleceğim boşanan yağmurlarla, / anısını şimdiden yaşadığım bir günde. / Paris’te öleceğim – bu da koymuyor bana – / belki de bugün gibi, bir güz perşembesinde.”  Bu dizeleri ilk duyduğumda çarpılmıştım. Oysaki ne kadar düz ve ne kadar sade kelimeler. Paris’in bendeki izdüşümlerinden midir, yoksa  César Vallejo şiirlerindeki tuhaf ve kekremsi acıdan mıdır bilmiyorum. Gelin hem bu şiiri hem de César Vallejo hatırlayalım bu gün.

César-Vallejo-kimdir

César Vallejo (1892-1938)

“Sadece ölüm ölecek!” diye haykırıyordu şair; 1937’de İspanya’da Cumhuriyet için mücadele eden militanlara omuz verirken. Şair César Vallejo imkansızı isteyenlerdendi. Ölüme cephe alıp hayatı savunmaya koyulanlardandı. Ölüme rağmen yaşamaya devam edip cesedini seyredenlerden: Paris’te, bir Perşembe günü, sağanak altında.

16 Mart 1892’de Peru’da Santiago de Chuco’da doğdu. Edebiyat ve hukuk eğitimi aldı. 1919’da ilk şiir kitabı “Los heraldos negros” yayınlandı. Bir süre Peru’da taşrada öğretmenlik yaptı. 1921’de Trujillo’da 120 gün cezaevinde kaldı. 1922’de ikinci şiir kitabı “Trilce” yayınlandı. “Trilce” aynı zamanda yaşarken yayınlanan son şiir kitabı oldu. 1922-38 yıllarında yazdığı şiirler ölümünden sonra “Poemas humanos” adıyla 1939 yılında kitaplaştırıldı.

1923 yılında Paris’e gitmek için başkent Lima’dan gemiye bindiğinde 31 yaşında genç bir şairdi. Cebinde bir kaç bozukluk, elinde Fransızca öğrenmek için küçük bir kitapçık vardı. Ardında İspanyolcanın klasikleri arasına girecek iki şiir kitabı, bir daha göremeyeceği bir vatan bırakmıştı. Onu Paris’te nelerin beklediğini bilmiyordu; ölüm hariç.

Arkadaşı, yine Perulu, şair Antenor Orrego, Vallejo’nun 1920 yılında bir gece kendisini uyandırdığını ve rüyasında kendini Paris’te gördüğünü anlattığını söyler:

“Paris’teydim[…] etrafımda yabancı insanlar ve yanımda da yine yabancı bir kadın vardı[…]. ölüydüm, cesedimi seyrediyordum[…].”

Yıllar sonra Paris yıllarında bu öngörüyü şiirleştirdiği meşhur şiiri ”Aktaş Üstüne Karataş”ı yazar: “Paris’te öleceğim, sağanak altında,/ Şimdiden hatırladığım bir günde…”

Paris’te hayatını kazanmak için gazetecilik yaptı. Yıllar içinde Avrupa’nın pek çok ülkesine seyahat etti, gezi notlarını yayınladı. Romanlar, oyunlar, öyküler, makaleler yazdı. Rusya’da Meyerhold’la tiyatro oyunları sahneye koydu. Eisenstein ve Pudovkin’le filmlerde çalıştı.

1931’de İspanya Komünist Partisi’ne üye oldu ve İspanya’da özellikle 1927 kuşağından Federico García Lorca, Rafael Alberti, Pedro Salinas, Gerardo Diego, Manuel Altolaguirre gibi şairlerle derin dostluklar kurdu. İspanyol gazetelerine yazılar yazdı, çevirileri, romanları ve gezi notları Madrid yayınevlerinde yayınlandı.

Tanıyanlar onun tepeden tırnağa acı olduğunu, kendi başına derin bir yalnızlık olduğunu söylüyorlar ama ekliyorlar: İçli ya da ağlak değildi, neşeliydi ama yine de uzaktı; uzak, derin bir yalnızlık ve acıyla sarmalanmıştı.

İsmet Özel’in Türkçesiyle bildiğimiz ünlü “Umuttan söz etmek istiyorum” adlı şiirinde acıyı özneden bağımsız olarak ortaya koyar. Bir adımız olduğu için, duyarlı olduğumuz için ya da yaşadığımız için acı çekmeyiz. Acı vardır; hava gibi su gibi bir şeydir, başladığı ya da biteceği bir yer yoktur.

Şiir adıyla tam bir tezat oluşturur, baştan sona acıdan bahseder. Buna rağmen umut doludur, çünkü acıyı diskalifiye eder, ıskartaya çıkarır; acı bize bir şey yaptıran ya da bir şey yapmamızı engelleyen olma niteliğini yitirir, acı vardır; o kadar.

Bu yüzden, bir taraftan bize ”umuttan bahseder”, insanoğlunun daha adil daha güzel bir yaşam umudunun önünü açar. Diğer taraftan da dünya şiirinin bu sıra dışı şairinin poetikası hakkında bize fikir verir. Her şeyi yıkıp yeniden kuran, şeyleri birbirinin yerine kullanan tarzını fark ederiz.

Eleştirmenler, burada aktaramayacağımız bir özelliğinden bahsederler; dili hem araç hem amaç olarak kullanmasını öne çıkarırlar. Dili ve gerçekliği bozup bozulmamış bir dil ve gerçeklik yarattığından dem vururlar. Yaşanan gerçekliği masalsılaştırdığını ve okura yaşadığı gerçekliği görebilmesi için gerekli mesafeyi sunduğunu söylerler.

Bir de yalnızlığa ve acıya meyilli yaşantısına rağmen şiirlerinde hep hayatı savunduğunu, “hayatın savunusu”nun Vallejo şiirinin temellerinden biri olduğunu dile getirirler.

César Vallejo sadece Latin Amerika’nın ya da İspanyolca’nın değil dünya şiirinin de öncü şairlerindendir. Yalnızca hayatta değil, şiirde de devrimciydi ve kendi deyişiyle “devrimciliği öğrenilmiş düşüncelerden değil, yaşanmış deneyimlerden geliyordu”.

15 Nisan 1938’de öldüğünde Paris’te yağmur yağıyordu, yanında çok iyi tanıdığı bir kadın vardı; ama günlerden Cumaydı.

Kaynak:  Yasakmeyve dergisi 36. sayı

cesar-vallejo-paris

KARA TAŞ AK TAŞ ÜSTÜNE

Paris’te öleceğim boşanan yağmurlarla,
anısını şimdiden yaşadığım bir günde.
Paris’te öleceğim – bu da koymuyor bana –
belki de bugün gibi, bir güz perşembesinde.

Bir perşembe olacak, çünkü bugün, perşembe,
yazarken bu dizeleri durmadan sızlıyor kolum,
ve hiçbir gün, geçtiğim yollarında yaşamın,
yalnızlığı içimde bugün gibi duymadım.

César Vallejo öldü, dayak yiye yiye herkesten,
oysa kimseyi de incitmemişti:
koca sopalarla vurdular,

kalın urganlarla dövdüler;
tanığı perşembeler, kollarında kemikler,
yalnızlık, yağmurlar, yollar….

César VALLEJO / Çeviri : Cevat ÇAPAN

Bir önceki yazımız olan Malcolm X'e bir selam bir dua başlıklı makalemizde malcolm x cemaati, malcolm x hayatı ve malcolm x kimdir hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret