Rahmetlinin de Beyni Vardı!

 

Sokrates bir gün derste öğrencilerine birer beyaz kâğıt dağıtır ve üzerine bir daire çizmelerini ister. Dairenin tam ortasına da bir nokta koymalarını söyler.

-“Büyük mü yoksa küçük mü bir daire çizdiniz?” diye sorar.

Bazıları küçücük bir daire çizerken bazıları tüm kâğıdı doldurmuştur. Ve sonra, Sokrates;

-“Dairenin, tam ortasındaki nokta sizsiniz. Daire ise sizin yaşadığınız hayata koyduğunuz sınırlamayı temsil eder. Siz kendi dünyanızın merkezisiniz. Şimdi daireyi silin. Geriye sadece nokta kaldı. Şimdi sınırı olmayan bir dairenin merkezindesiniz…

 

 

Hiç düşündünüz mü? Sınırlarınız nereden geçiyor? Evinizin ve işinizin geçtiği bir dairenin içinde mi yaşıyorsunuz? Her zaman istekleriniz, arzularınız, emelleriniz sizden ne istiyorsa yaşam çemberiniz onlar mı oluyor?

Hiç etrafınızdaki daireyi silmeyi denediniz mi?

Merkeze özgürlüğünüzü, aklınızı alarak sonsuz bir daire içinde olmaya çalıştınız mı? En azından iyi bir okul kazanmak, iyi bir iş bulmak, iyi bir ev, iyi bir eş bulma çabası kadar, kendinizi özgürleştirme ve aklınızı kullanmaya çalıştınız mı?

Bunun cevabını size yaşam aynanız verecektir. Şöyle bir aynanın karşısına geçin. Ama bedeniniz değil, aklınızı başınıza aldığınız o günden bu güne kadar geçen günleri aynada bir izleyin. Düşünün en son ne zaman kendi özgür iradenizle karar aldınız. Toplumun, beklentilerin, ailenin, etrafının istediği gibi değil de %100 kendi keşiflerinize göre yaşadınız hayatı. Hep başkalarının dedikleri üzere yaşadığımız bir hayatımız oldu.  Her zaman toplumun beklentilerini karşılamak için yaşadık.

Peki nereye kadar böyle yaşayabiliriz?

Harika bir beyin ve harika bir kalbi ne kadar daha atıl, hiçbir işe yaramadan köşede bırakabiliriz. Milyarlarca dolarınız olsaydı onu bir çukurun içine gömüp, orada çürüyüp heba olmasına göz yumabilir miyiz? Peki aynı şeyi bırakalım milyarları, trilyonları versek vermeyeceğimiz beynimiz ve kalbimize yapıyoruz.

Beyin ve kalp

O beyin ki insana düşünmeyi öğretir. Evrenin tüm sırlarına ışık tutar onun azmi. Bugün galaksiler ötesini izleyebiliyorsak, denizlerin binlerce metre altına gidebiliyorsak hepsi aklın biz insanoğluna sunduğu nimetlerden çok azı.

O kalp ki insana sevmeyi öğretir. Onunla severiz, hayatı, kendimizi, dostlarımızı, insanları, evreni, canlıları… Açan bir çiçeğin yaptığı o harika dansı, uçan bir kuşun kanatlarının zarifliğini, doğan güneşin muhteşemliğini hepsini kalbimiz hissettirir bize.

İşte dünyanın bütün zenginliklerine değişmeyeceğiz iki hazinemiz. Ama ikisi de sessiz sedasız bir köşede bekliyor.

Zaman aklımızı ve kalbimizi uyandırma zamanıdır. Hayatımızı ve kendimizi sorgulama zamanıdır. İnançlarımızın sahiciliğini sorgulama zamanıdır. Bizden öncekilerin gelip koca koca kitaplarla beynimizin içini çevirdikleri çöplüğü bir gül bahçesine çevirmek zamanıdır.

Sürüde ayrılanı kurt kapar mı?

Hiç kimsenin, hiçbir ideolojinin, hiçbir inancın, hiçbir yönetimin, hiçbir toplumun bize enjekte ettiği bilgilerle hayatımızı yaşamayacağız. Tüm bilgilerimize en büyük nimetimiz akıl ile kalp ile kendimiz ulaşacağız. Aklın gücü her şeye yeter. Bakmayın siz “Düşünüp te kafayı mı yiyeceksin” diyenlere. Bakmayın siz “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” diyenlere. Sürünün içinde çobanın çaldığı kavalı dinleyerek çürüteceğimiz bir ömürden bin kat daha iyidir kurtla savaşmak.

Şunu unutmayalım, kim etrafındaki daireyi silme cesaretini gösterdiyse dünya onları bu gün gıpta ile yad etmektedir. Edison, Newton, Sokrates, Einstein, Mevlana, Yunus Emre ve daha niceleri sadece başkalarının doğrularını kabul etmedikleri için, kendi akıllarının gösterdikleri yolda yürüdükleri için hem kendilerini değiştirdiler hem de dünyayı.

Galileo herkesin tersine “dünya dönüyor” dediği için bu gün modern bilimin önderlerinden biri oldu. Galileo bunun peşine düşmeseydi kim bilir ne kadar süre sonra bu gerçekleri keşfedebilecektik.

Kendi dünyamızın gerçeklerinin peşinden koşmaya başlamanın zamanı geldi de geliyor bile. Uyanık, dikkatli, maceracı, keşfeden, üreten, birey olabilen, özgür bir insan olmanın zamanı geldi. Elimize savaş değil düşünce baltalarını alıp bilgisizlik, cehalet, kopyacılık, ezbercilik, banenecilik düşmanına saldırmanın zamanı geldi.

Beynini özgürce kullanmayan, düşünmeyen, üretmeyen, sorgulamayan, yenilenmeyen insan yaşamayan insandır. Ben, sen, o, biz, siz, onlar… Her kim aklına sahip çıkmıyorsa, aklının sözünü dinlemiyorsa ve aklını başkalarının emrine amade etmişse, hiç kusura bakmasın, hayatı çoktan sonlanmış, cenaze namazı kılınacak hale gelmiştir. Bize sorulacak şu soruya nasıl olsa ezberimizde var, ne cevap vereceğimizi biliyoruz: – Hakkınızı helal ediyor musunuz?

Biz ediyoruz da imam efendi, bakalım beyni, aklı, kalbi, vicdanı ona hakkını helal ediyor mu? Biz etsek nolur etmesek nolur, insanın en büyük hesabı öncelikle kendisiyle olacaktır.

Kendimizi aklımızla helalleşebilecek hale getirmeliyiz.

Hem de çok acil olarak…

Öncelikli, en öncelikli iş olarak…

Hayatı bir ölü gibi yaşamamanın ilk gününe “merhaba” demeye ne dersiniz?

 

Adem Özbay

ademozbaya@gmail.com

Bir önceki yazımız olan Öyle Olsun başlıklı makalemizde adem özbay, aşk ve sevgi şiirleri ve edebiyat yazıları hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

2 Responses

  1. gokhan dedi ki:

    rahmetli derken, tam üstüne bastınız..

  2. gokhan dedi ki:

    sağlığınıda biliriz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hd 720p Film izle Pompei izle film seyret